JAPONYA’DA DÜZENLENEN ‘NÜKLEERSİZ ASYA FORUMU’NA TÜRKİYE’Yİ TEMSİLEN SİNOP’TAN METİN GÜRBÜZ KATILDI

ORADA BİR FELAKET YAŞANDI!BİZ BİR DAHA YAŞANMASIN İSTİYORUZ!
     “11 Mart 2011 tarihinde Pasifik Okyanusu’nda meydana gelen depremin tetiklemesi sonucu tsunami yaşamıştı, Fukuşima’da Daiiçi  nükleer santralinde felakete dönüştü, Japonya deprem, tsunami ve nükleer felaketi aynı anda yaşadı ve onbinlerce Japon yurttaşı hayatını kaybetti, onbinlercesi yaralandı, evlerini kaybetti, nükleer felaket yüzünden yüksek oranda radyoaktiviteye maruz kalan 160 bin insan yıllardır yaşadıkları toprakları bir daha dönmemek üzere terk etmek zorunda kaldılar. Bunlardan 62 bini hala geçici konutlarda, barakalarda yaşıyor. Kaza öncesinde Japonya’da 54 tane reaktör vardı. Kaza sonrası bu santrallerin tamamını kapattılar. Bir süre sonra Shinzo Abe hükümeti ve nükleer endüstrinin baskıları sonucu 4 tane nükleer reaktör yeniden çalıştırılmıştı.Faaliyete geçen nükleer reaktörlere karşı açılan davalar  sonucu davanın görüldüğü Otsu mahkemesi tarafından 2 tanesi daha kapatıldı. Japonya’da şuan 2 adet nükleer reaktör faaliyette.Gelişmiş bir ülke Japonya, nükleer reaktörlerin kapatılmasının ardından  elektriksiz kalmadı. Felaketin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen kazanın etkileri hala devam ediyor.  Bu felaket sonucu Japonya kamuoyunda nükleer santraller sorgulanmaya başladı ve nükleer karşıtı toplumsal muhalefet oluştu. Bu kapsamda Nükleersiz Asya Forum’unun organize ettiği forum Japonya’da gerçekleştirildi” dedi.
  
SELFİE ÇEKMEYE GİTMEDİK, GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEYE GİTTİK!
      Japonya’ya nükleer santrallerde inceleme yapmaya, önünde selfie çekmeye gitmediklerini  toplantıya, nükler karşıtlarının desteği  ve kendi imkanları ile gittiklerini belirten Gürbüz; “Sinop Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu temsilcileri kendi imkanları ile katılmış ve nükleer gerçeğini kamuoyu ile, bizlerle paylaşmışlardı. Bu geziye Sinop nükleer santraline talip olan Japon/Fransız konsorsiyumu finansmanı ile de eş zamanlı gezi planlanmış ve katılımcıları  olmuştu. Bizler, yapımcı firmalar tarafından finanse edilen bu tür ikna gezilerini Gerze Termik santralinde de görmüştük. Son derece lüks otellere geziler programlanmış, katılımcılar ikna edilmeye çalışılmıştı. Sonuçta Sinop, Gerze halkı ve Yaykıl Köylüsü bu kararları paçavra gibi fırlatıp attı ve santral girişimi bertaraf edildi. Halka rağmen bu projelerin gerçekleşemeyeceğinin ve ekoloji mücadelesinin bir örneğidir Gerze” dedi.
 
Kapütülasyonlar geri döndü!
      Türkiye’de toplumsal ve ekolojik kriz yaşandığına dikkat çeken Gürbüz; “Ekolojik kriz olarak adlandırılan bu olgu aslında insanlığın çevresi ile olan ilişkisinin tarihsel krizidir. Bunun adı kapitalist iklim değişikliğidir. Toplumsal ve çevresel tehditler artık bir bütünün ayrılmaz parçaları haline gelmiştir.Ortadoğu’da  olduğu gibi enerji kaynaklarını  ele geçirmek uğruna milyonlarca masum insan yerlerinden sürülüyor, öldürülüyor. Maalesef ülkemiz de  bu  oyunun  en  önemli  uygulama  alanlarından  biri  konumundadır. Siyasal iktidarların son 50 yıldır süregelen nükleer santral maceralarına karşı bir refleks olarak  1994 yılında, 23 Demokratik Kitle Örgütleri, meslek ve emek örgütleri, odalar, siyasi partiler, kooperatifler bir araya gelerek Sinop Nükleer Karşıtı Platformu kurdular. Bugün altmışın üzerinde  bileşenimizle nükleere karşı mücadele ediyoruz. T.C. hükümeti ile Japonya hükümeti arasında imzalanan hükümetlerarası anlaşmayı incelediğimizde;  T.C.Hükümeti ile Japonya hükümeti arasında 3 Mayıs 2013 tarihinde imzalanan anlaşmayı incelediğimizde; nükleer santralin yapımcı şirketlere büyük ayrıcalıklar sağlayan imtiyaz anlaşması olduğunu görüyoruz. Bu anlaşma ile yapılmış veya yapılacak olan bir ihale yoktur. Fiyatlar, koşullar herhangi bir yarışmaya tabi tutulmamıştır. Bir rekabet ortamı yaratılmamıştır. Bu anlaşmanın koşullarına nasıl varıldığı belli değildir, bir şeffaflık yoktur. Bu anlaşma ile yapımcı firmalara ayrıcalık ve imtiyaz sağlanmıştır. Cumhuriyet devrimiyle kaldırdığımız  kapütasyonlar geri dönmüştür. “ Sözleri dikkat çekiyor. 
 
ANAYASAMIZA VE ULUSLARARASI ANTLAŞMALARA AYKIRI!
      Türkiye Cumhuriyeti ile Japonya Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti’nde Nükleer Güç Santrallerinin ve Nükleer Güç Sanayisinin Geliştirilmesi Alanında İşbirliğine dair anlaşma ile 6642 Sayılı Yasa ile Sinop Nükleer santralini, Japon Mitsibushi Haevy Industries Ltd. ve ITOCHO, Fransız AREVA firmasını ortak tasarımı olan  ATMEA 1  dört adet 1100 megawatt gücünde reaktöründen oluşacağını konsorsiyuma EÜAŞ’de ortak olduğunu ,ifade eden Gürbüz;  Fransız Areva şirketinin nükleer yatırımlarında şaibeli ve rüşvetçi bir şirket olduğunu altını çizerek; “Bu anlaşma ile İnceburun proje sahası, santralin inşa, işletme ve sonunda sökümüne kadar bedelsiz tahsis edilecek. Proje sahasının tüm alt yapısını ve elektrik iletim hatlarını Türk tarafı yapacak. Elektrik satın alma anlaşması yirmi yıl süreyle olacak. Yani Türkiye’nin ihtiyacı olmasa da, piyasa da fiyatlar ucuz olsa da Devlet 20 yıl süreyle yakıt hariç ortalama kwsaatini 10,83 dolar/sentten yani bugünkü kurla 34,3 kuruş/kwh fiyatından  alacak. TETAŞ 2014 Yılında 1 kwh için ortalama 7,75 sent(dolar) ödemiştir. Sinop NES için Türkiye 20 yıl boyunca alım garantisi verdiği yakıt dahil fiyat 11.83 senttir. Yani TETAŞ Sinop NES’de üretilecek elektriğin kwh’i için 2014 yılı fiyatlarına göre %52 oranında daha fazla bedel ödeyecektir. Türkiye toplumuna yıllık maliyeti 20 yılda 84,58 milyar dolar  olacaktır. Görüldüğü üzere nükleer santraller ucuz enerji sağlamazlar. TETAŞ’nin ortalama alım fiyatından %53 daha  pahalıdır. Yakıt fiyatlarındaki artış riskini yapımcı firma almamış bu riski Türkiye almış bulunmaktadır. Dünyada uranyum madenciliği ve bu madeni ticari nükleer santral yakıtı haline getirebilen 5 ülke vardır. Bu ülkeler ABD, Kanada, Fransa, Rusya ve Çin’dir. Fiyatı belirleyen ülkeler de bunlardır. Anlaşma şartları; nükleer santrali yapacak ve işletecek olan şirket kwh başına 0,30 sent ödeyerek nükleer santralden çıkan atık yakıtının sorumluluğunu ve nükleer santralin teknik ömrünü tamamladıktan sonra söküm masraflarını Türkiye’ye yüklemektedir.  Şayet Sinop NES 40 yıl boyunca %90 kapasite ile hiç durmadan çalışırsa bu fonda 4,24 milyar dolar birikecektir. Bu fiyatla değil atık depolanması için uygun depo yapılması, bir reaktörün bile tam anlamıyla sökümü mümkün değildir. Bu anlaşma ve 6642 Sayılı Yasa ülkemizi altından kalkamayacağı  bir yükün altına sokmaktadır. Ayrıca nükleer atıklar da İnceburun Yarımadası’na depolanacaktır”dedi.
 
5.7 MİLYAR DOLARLIK FARK NEREDEN KAYNAKLANIYOR!
      AKP Hükümeti yetkililerince proje maliyetinin 22 milyar dolar olarak öngörüldüğünü ancak Japonya’da yayımlanan Nikkei Gazetesi, Sinop’ta inşa edilecek nükleer santralin maliyetinin 16.3 milyar dolar olacağını açıkladığına dikkat çeken Gürbüz;  “5,7 milyar dolarlık fark  soru işareti yaratıyor. Bu farkı kamuoyun takdirine bırakıyorum” sözleri ile imalı bir göndermede bulundu.
 
SİYASİ BİR KARAR
      Sinop NES, enerji ihtiyacından kaynaklanan zorunluluk değildir, siyasi bir karar olduğunu belirten Gürbüz; . Nükleer santrallerde muhtemel bir kaza sonrası doğabilecek maddi ve manevi zararların büyüklüğü hem ekonomik hem de demokratik açıdan politikacıların karar verme yetkilerini aşacağını söyleyen Gürbüz; anayasamıza ve uluslararası  yapılan antlaşmalara protokollerle de çeliştiğini ifade etti. 
 
DENİZ CANLILARI YOK OLUR!
      Sinop’ta 4200 balıkçı bulunduğunu bunların 3 bini geçimini balıkçılıktan sağlamakta/katma değer yaratmakta ve istihdam sağladığına dikkat çeken Gürbüz; “Karadeniz Havzası ve Sinop Yarımadası binlerce yıldır benzersiz  kültür, tarih, flora ve fauna türlerine ev sahipliği yapmaktadır. UNEP(Birleşmiş Milletler Çevre Programı) kayıtlarına göre, Karadeniz havzasında 200’den fazla yerli balık türünü barındıran 125 kadar deniz koruma alanı bulunmaktadır. Nükleer santrallerin yarattığı en önemli çevre sorunlarından biri de termal (sıcaklık) kirliliğidir. Deniz ekolojisinde en önemli husus soğuk su ortamıdır. Soğuk su ortamı sıcak su ortamına göre daha fazla oksijen içerir ve ekosistem için vazgeçilmezdir. Nükleer santraller çalışma esnasında günlük milyarlarca litre soğutma suyuna ihtiyaç duyarlar.Planlanan Sinop nükleer santralinde  günlük olarak yaklaşık 10 milyar litre su deniz ortamından çekilecektir. Bu su reaktörlerin soğutulması esnasında yüksek miktarda ısı artışına maruz kalacak ve suya karışan kronik radyoaktif gaz denize salınarak deniz suyunda sıcaklık artışı ve kirlenme sonucu bölgedeki deniz suyunun kimyasal kompozisyonunu değişecektir. NASA’nın yüzey sularını Karadeniz çevresi boyunca taşıyan akıntılara ait görüntüleri Sinop kıyılarında fitoplankton yoğunluğu olduğunu göstermektedir. Bu durum Karadeniz’deki tüm eko sistem, özellikle fitoplanktonlarla beslenen Hamsi için yaşamsaldır. Kıyısal uzunluğu 4 bin km olan Karadeniz’in, 1400 km’si ülkemize aittir. Sarp ve İğneada yönlerinde göç eden hamsi sürüleri aynı zamanda Kuzey-Güney-Kuzey yönlerini de kullanır ve kışlama için kuzeyden gelen hamsilerin ilk avlanması da genellikle Sinop’ta başlar. Son yıllarda küresel ısınma nedeniyle hamsi sürülerinin, kışı tam geçirmeden  kıyılarımızı erken terk ettikleri bilinmektedir. Tüm bunlara ilaveten, deniz suyunu nükleer santrallerin deşarj suları ile ısıtırsanız, ulusal varlıklarımızdan başta hamsi olmak üzere palamut, lüfer gibi balık türlerinin ana göç yolundaki dengeyi bozar bu ve diğer göç balıklarını kuzeye kaçırırsınız. Denizel ortamlardaki tüm bitki ve hayvan türleri belirli bir sıcaklık skalasında yaşar.  Bu sıcaklık değişirse, balıklar soğuk bölgelere göç ederler. Örneğin, deniz yüzeyinden ilk 10-50 metrede asılı yüzen ve 24 saat içinde açılan, larva ve planktonik organizmalar dahil diğer deniz canlıları yok olur” dedi.
 
SESİMİZİ DÜNYAYA DUYURDUK!
      Nükleer santarlin soğutma sisteminin devasa ğpompalarala sağlanacağını belirten Gürbüz; “Nükleer santralin soğutma sistemi için devasa pompalarla  tahmini günlük 10 milyar litre deniz suyu çekilecek olması, ayrım gözetmeksizin deniz içerisinde bulunan plankton, larva, yavru balıkların haşlanacağı, ticari balıkların da mazgallara takılması nedeniyle tüm su yaşamının ölümüne yol açacağı bilimsel bir gerçektir. İngiltere’nin  deniz kenarındaki nükleer reaktörlerinin soğutma ve kullanma suyu mazgallarına takılan yetişkin, yavru  balık  ve  larvaların  ölüm  oranı,  ticari  olarak avlanan  balık oranının %46’sı kadar olduğunu  Oxford Üniversitesi  raporları  açıkça ortaya koymaktadır. Kısaca, santralin işletmeye girmesiyle birlikte İnceburun Yarımadası’nı sahili balıkçılığa yasaklanacak ve yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı doğal kaynağımız balık ve balıkçığımız sona erecektir.
      Dünyamız artık çevre sorunlarını taşıyamaz hale gelmiştir. Yaşamımız bir kez daha tehdit altında kalmaktadır. Yaşamın sürdürülebilirliliğine dair ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunmaktayız. Japonya Fukuşima Daiiçi  Nükleer Santrallerinde yaşanan ve tüm kuzey yarım küreyi etkileyen kabus nükleer rönesans’ın sonunu getirmiştir. Bizler, ne Sinop’ta ne Türkiye’de, ne de dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral istemediğimizi belirtmek için Japonya’ya gittik ve sesimizi dünyaya duyurduk” dedi.

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest