YALANLARIN ARKASINDAKİ SAKLI GERÇEKLER!

16 yıllık iktidarın en zorlu eğitim yılı başlangıcı olsa gerek bu yıl..
Dış güçler kağıtta oyun oynuyor!
Öğretmen karaborsa..
Öğrenci mumla öğretmen arıyor…
Oysa yurdun bir çok yerinde atanamayan öğrfetmenler eylem yapıyor sesini duyurmaya çalışıyor..
Atanamayan bir çok öğretmen yaşamını sürdürebilmek için ya asker ya polis ya da mesleğinin dışındaki sektörlerde yaşam savaşı veriyor…
Sahi biz bu iktidarla birlikte ilçelere kadar inen meslek yüksek okulları, her ile bir üniversite kazandırmanın gurunu yaşiıyoruz da mezun olanlara iş verememeninin hüznünü hiç tartışmıyoruz…

Gramaja saklanan zamlar…
Enflasyona yenik hdüşen rakamlar..
Etikete uymayan enflasyon!
Vatandaşa yansımayan büyüme…
İktidar temsilcilerinin her konuşmasında vurguladıkları herkesin arabası var(!?)
Bu zenginlik bu hükümete kadar geldi mi?
Herkes yalan konuşuyor, para bol!
Millet harcamıyor!
Ev alana, araba alana bak!
Zenginlik her yerde(!?)..
Vatandaş kötü!
MUhalefet sırf iktidarı karalamak için ekonomiyi kötülüyor!!!
Dolar dış güçlerin oyunu!
Zam fırsatçı esnafın işi..
Faiz dış lobilerin kurgusu..
Bu sözler sadece tabanda değil.
Yandaş medyanın her haberinde her satırında yer alan , ABD ve küresel baronlara savaş açmış iktidar görüntüsü ile ver mehteri ver(!)demeye devam ediyoruz…
Türkiye farklı bir kulvara gidiyoır..
Türkiye yön değiştiriyor..
Türkiye lale devrinin son demlerini yaşıyor…

Oysa bu toplum 95 yıl önce başlattığı aydınlanma hareketi ile sorgulamaya, öğrenmeye kitlenmişti.
Milli şuur uyanıyor, Türk kendi ile buluşuyor ulus devlet Anadolu’da Türk’ün ayak sesleri ile yeniden ayağa kalkıyordu..

Türk tarih kurumu Türk dil Kurumu gibi Milli kuruluşlar tarihin akışını değiştirecek çalışmalara imza atmak üzere Mustafa Kemal tarafından yeniden kuruluyordu.
İtalya, Almanya, Rusya gibi devletler birbirini yerken ırkçı diktatör liderleri le insanlığı kan ve gözyaşına boğacak olan 2. dünya savaşına hızla giderken Mustafa Kemal son yüzyılın yıkıntılarından; aydınlanan yüzünü ilme fene ve bilime dönmüşbi,r nesil için sürekli düşünüyor sürekli notlar alıyordu.

O büyük deha toplumun her kesimine ulaşacak Türk’ün makus talihini yenecek özbe öz Türkçe için kafa yoruyordu. Uygur Türkünün dili, Şaman inancı geleneği Anadolu’da hüküm sürüyorsa kiril alfabesi unutulmaya yüz tutmuşsa dilimize yakın Türkün genetik kodlamasına uygun sesli harflerle devrim yapmaya hazırlanıyordu.
O devrimlerini kan ve gözyaşına değil eğitime, tarıma. bilimselliğe dayandırıyordu.
Yüzyıllar göstermiştir ki; bir toplum asimile bile olsa kendi dilinden genetik kodlarından, yaşam biçimlerinden kopması o kadar kolay olmadığı gibi içinde sürekli onu yaşattığı bilinmektedir. İşte Mustafa Kemal harf inkılabı ile bu milletin dilindeki sözcükleri alfabeye, aydınlık geleceği bilimsel çalışmalara Anadolu’yu tarımainsanımızı çağdaşlığa götürecek bu gün bile yakalanmayan ekonomik, politik ve en önemlisi okuma yazma bilmeyen bir toplumu okur yazar hale getirmiş olmasıdır.

Cumhuriyet kurulduğu yıllarda okur yazar oranı %6 ve harf devrimi yapıldığı yılda %10,5 olarak kayıtlara geçmiştir. Bu orana bu gün bir çok itiraz eden olsa da 1897 Osmanlı istatistik kayıtlarından yola çıkılarak hesaplanmış olmasıdır.
Kaldı ki; 1990’lı yılların başına kadar bir çok köyde okur yazar olmayan insan sayımız düşünüldüğünde rakamın gerçekçi olduğu düşünülmelidir. Dedelerimiz babalarımız askerde okuma yazma ve meslek öğrenirken, gece kursları ile halk eğitim merkezi kursları ile de Anadolu’da okuma yazma seferberlikleri insanımızı okur yazar yapmak için seferber olmuştu.
Oysa bu gün insanımızı oklur yazardı, cumhuriyet cahil bıraktı diyenlerin bir çoğu gayet iyi bilmektedir ki; dedeleri ne Osmanlıca ne de Arapça okuyup yazabilmekteydi. Algı ile Cumhuriyetin değerleri karalanmakta, eğitim ve öğretim Ortadoğu kültürüne hapsedilmek istenmektedir. Bu düşünceler e sahip olanlar aslında kontrol edemedikleri sorgulayan bireyleri biat kültürüne getirme çabalarıdır. Cumhuriyet ve onun verdiği eğitim ise sorgulayan araştıran düşünen nesillerdir. İnancı hiç bir zaman sorgulamasına engel teşkil etmeyen, bilimde Allah’ı ve onun varlığını bulmaya çalışan bir nesli inşaa etmek ister cumhuriyet! Oysa karanlık eller, sadece kendi yönetsin yönettikleri kitleler düşünmesin, sorgulamasın ister!
O nedenle bu ülkede ya da ortadoğu da bir başka müslüman ülkede uzakdoğu da düşünen sorgulayan bilim üreten insanlar batıya gitmiştir. ABD ve Avrupa’nın beyin göçü ile gerçekleştirdiği bu sömürü düzeni aslında bilimden uzaklaşan islam coğrafyasının nükseden hastalıklı halidir. Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerden göçler ekonomik sebepler ve istikrarsız yapısı ile bu göçü tetiklerken, kalanlarda sömürünün diğer ayağı üretimden uzaklaşarak bana pazar ol, hammadeyi ver, ben sana satayım diyenlerein parası işle ontrol ettiği ülkeler haline gelmiştir.
Mustafa Kemal devrimleri ile bunu yıkmış ülkenin her noktasına üretim tesisleri açmış eğitimde olağanüstü bir başarı ile sorgulayan, gelştiren nesiller yetiştirmiştir. Onun için Türk akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı Aziz Sancar kazandığı Nobel ödülü için “Nobel Atatürk ve cumhuriyet sayesinde” kazanıldı diyerek bu gerçeğin altını çizme gereği duymuştur.
Bu gün dünden daha fazla sorgulayan, araştıran, üreten bir nesile ihtiyacımız var. Öğretmenimizin dünden daha fazla ekonomik özgürlüğe, sağlam bir iradeye politik olmayan bir yapıya ihtiyaç duyduğu gerçektir. İşte böylesine zor bir dönemde ekonomik zorluklarla başlayacak olan 2018-2019 eğitim ve öğretim yılını DIŞ GÜÇLERE- FİTNE ve FESATÇILARA bağlamadan bilimsel ve ekonomik gerçekler ışığında çözen bir yapı ile bunun başarabiliriz. Umarım ve dilerim ki, küresel güçlerin uzaydan maden topladığı bir dönemde DUA ile eğitim, söz ile öğretmen, nasihat ile geleceğimiz şekillenmez.
Çünkü umut biz isek bizim umudumuz ve ışığımızında bilim ve fen olduğu, liyakatın esas kabul edildiği bir eğitim ve öğretim yılına gireriz. Tüm eğitim camiasını, öğrencilere, velilere başarı dolu bir yıl diliyorum.

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest