PROJELER Mİ? GERÇEKLER Mİ?

Bir koşturmacadır gidiyor..
Mübarekler sanki aday adayı değilde adaymış gibi çalışıyor!…
Eee hal böyle olunca bizim gibi adaylar da diyor ki bu işte bir yanlışlık mı var?
Acaba bunlar aday oldu da halktan mı oy istiyor kendi üyesinden mi?
Üyesindense sıradan üye olmayan esnaftan bu aşamada ne bekliyor?
Haa bence Mahsuru yok!
Neden? güvence kendi bilgi ve becerisi olmayınca iş halka kalıyor, ona da kendini tanıtmak düşüyor!
Demek düşüyor bizlere..
Ama asıl merak ettiğim proje bazlı çalışmalar!!!
Büyük projeler var!
Büyük projeler derken özellikle sosyal alanlar, insan merkezli gelir getirici olmayan ama götürücü özellikte yatırımlar çoğunlukta…
Bunlar olmalı elbette ki ama sadece maliyet endeksi devlette sokağa benzemez..
Vatandaşın 1’e mal ettiğini devlet on katına mal eder ki; bunun içinde SGK, mesai çalışan insan sayısı vs. unsurlar katılır bir de kar marjı eklenince birey olarak ucuza mal ettiğini devlette yüksek maliyetlerle almak zorunda kalırsın..
Çünkü devlet sıradan değildir..
Onun hesaplamasında ana unsur yüklenici firmanın kazanması süresi gibi her türlü hesap en yüksek orandan hesaplanır ve ihaleye çıkılır.
Sonuç mu?
Baktığınızda yüklenici firma zarar eder, yaptığı iş 5 para etmez ama devlet hesaplarken denetleyenleri baz alarak değil reel gerçekle hareket eder, olmasını istediği şekilde ihaleye çıkar..
Durum bu olunca; insan gerçektende soruyor; bu maliyeti kaldıracak belediye var ise bu güne kadar bu parayı kim ya da kimler yiyordu?
Nasıl sormazsın ki; bakıyorsun dev asa trilyonluk projeler! İnsanın dudağı uçukluyor..
Oysa Durağan’a gelen tek kaynak İller Bankası’ndan nufüs oranında düşen pay..
Üstelik bu pay ilerleyen zamanlarda alt yapı ve diğer yatırımlarla kesilecek kredi ödenekleri ile de daha düşecek gelir getirici, arttırcı tedbirler alınmazsa ciddi bir kriz yaşanma olasılığı da yüksektir.
Belediyeye talip olan ben ya da başkası bu gerçekleri de görmeli halka büyük hayaller değil ihtiyaç duyduğu can suyu olan insan sirkülasyonunu taşıyacak, dışardan gelir getirecek Durağan’ı cazibe merkezine dönüştürecek ekonomik ya da tarımsal projelere ön ayak olacak adımlar atmalıdır.
Aksi takdirde bu göç devam eder, insan sirkülasyonu gittilkçe azalırsa korkarım ki, bir zaman sonra bizleri seçecek insan da esnafta bu ilçede bulamayabiliriz.
Projelerde; gördüğüm en iddialı olay vatandaşın ya da ilçe nufüsünün gezeceği sosyal tesislerin varlığıdır. Bunlar olmalıdır ama unutulmamalıdır kİ, bu ilçe sadece parası olanların yaşadığı ya da yaşayacağı bir ilçe değildir..
O nedenle önceliklerimizi doğru teşhis etmek ve bu ilçede yaşayan kalan, ticaret yapanların ne istediğine kulak vermek zorundayız. Onlar olmadan bu ilçe olmaz gelecek asla bize acımaz en zayıf anımızda tüm kalan kurumlarımızı, sosyal alanlarımızı yapılacak bir yasa değişikliği ile kaybederiz.
Türkeli’den daha güzel olan gurbetçilerin yaşadığı Güzelkent sosyal alanı doğal yapısı ve denizi ile bir cazibe merkeziyken nüfusun olmaması nedeni ile belde olmaktan çıkmış muhtarlığa dönüşmüş o güzel tesisler çürümeye terk edilmiş, araçlar il özel idaresine devredilmiştir.
O nedenle öncelikle giden göçü durduracak ya da durdurma yönünde yapılacak farklı denemeler akılcı çalışmalar yapılmalı, insan sirkülasyonunu sağlayacak tersine göçü başlatacak adımlar atılmalıdır.
Örnek mi?
Kastamonu!
Kastamonu 1994 yılına kadar Türkiyenin Tunceli’den sonra en fazla göç veren iliydi. Bu gün geldiği nokta ise Göçü en fazla geri alan iller arasında yer almasıdır.
Bizde buna çalışmalı buna yönelik adımlar atmalıyız.
İnsanımızı siyasi algılara partisel yaklaşımlara teslim etmenin bedelini çok ödedik!
İŞKUR’la oyaladığımız evine ekmek götürmesini sağladığımız insanımızı artık geçici çözümlerle, siyasetçi kapısında beklemekten, esnafımız da eleman aramaktan kurtulmalıdır. Bu gün ilçede bir çok esnafın umudu gelen yüksekokul öğrencilerinin part time çalışmasıdır. Onlar esnafımıza yeni bir güvence yeni bir umut aşılamıştır.
Biz önce üreten esnafla, iş arayanı buluşturmak fazla kazanmasını sağlayarak işçisine halk ettiğini verebilecek bir yapıyı da ilçe halkına sunmak zorundayız ve buna mecburuz.
Her adım bir başka tehlikeli süreci başlatmaktadır. Atılacak adımlar öncelik olarak ilçede var olanı koruyan göç ettirmeden çözüm yolu arayan, zorlaştırmayan bir yapı olmak zorundadır.
Devlet mekanizmalarının esnafı ile rekabet etmediği ama ona yeni ufuklar açan özelliklerle yeniden dizayn edilmelidir.
Rekabet ettiğiniz esnaf göç etmeye namzet bu ilçeyi terk etmeye hazırlanan bir insan kitlesidir. Yapacağınız her hamle ilçe merkezinden gidecek yeni göç dalgalarına sebep olabilir.
Sokakta vatandaş haklı gerekçelerle çok şey isteyebilir çok şey söyleyebilir.. Ama unutulmamalı ki; asıl olan katma değer üreten ilçeye ekonomik değer veren esnaf kitlesi onun üzerine örülmüş ilçenin gelişmişliğini gösteren vitrini, meydanı davranışı ve kültürüdür. Bu ilçeye gelende bu kitleyle temas kurar bu kitleyle ilişkilerini sürdürür ve bu kitle üzerinden ilçeyi yargılar.
Evlere götürüp misafir ettiğimiz, doğasını gezdirip , havasını teneffüs ettirdiğimiz bütçemize göre yaylasına çıkartıp kebabını yedirdiğimiz dostlarımız ilçeyi cennet eyler! Lakin davranışlar, meydanlar esnafımızın insan sirkülasyonu nedeni ile fiyatlara yansıttığı ya da yansıtmak zorunda kaldığı uygulamalar bizi bitirir. İşte biz önce esnafımıza kazandıracak, umutlandıracak ona heyecan verecek yenilenmesini, gelişmesini sağlayacak bir yapıyı inşaa etmek, yenilere de yol açmak zorundayız. Bunu sağlamadan yapılacak hiç bir sosyal tesis ilçeye bir değer katmayacak, aksine var olanları da söndürecek zamanla bu ilçeden gitmesine sebep olacaktır.
Şimdi diyeceksiniz ki; sende adaysın, teşhis doğru! Çözüm ne?
Elbette bütün bunların bir çözümü var. Ama sorun şu ki projeler ancak sahibi ile hayat buluyor ve yol alıyor. bizim projelerimizi açıklamak için şimdilik bir zaman var. Dikmen ilçesi başardıysa, Kastamonu örnek olduysa biz neden yapamayalım.
Çözümü partilerde değil, bireylerde ve projelerde aradığımızda çözümde kendiliğinden gelecektir. Önemli olan okumak, anlamak ve inandığınla yürümektir.
Orhan gazi Bursa’ya bakar ve babası osman gazi’ye dönerek;
– Baba ben Bursa’yı bir gün fethe edeceğim.
Der.. Osman Gazi anlamlı bir bakışla ve gülerek Oğul der;
– Bursa dediğin nedir ki? Şurası. Sen yıldızları hedefle ki, eriştiklerin hep yakın kalsın…
İşte bizim hayallerimiz insana yönelik ve burayı yaşanılır kılacak insan sirkülasyonunu sağlayacak projelerden yana olacaktır.
Onlar oldu mu; doktor da gelir, kurumda gelir, öğretmende gelir gidende gelir duyanda gelir saygılarımla….

Görüntünün olası içeriği: Mustafa Eker, yazı

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest