KUMPAS ÇÖKTÜ HESABI KİM ÖDEYECEK?

10 yıldır bir türlü kapanmak ve bitmek bilmeyen kumpas davaları Ergenekon ve balyoz resmen ve tamamen çökmüş oldu. Yıllardır bunun kumpas olduğunu, böyle bir örgütün olmadığını, bunun düzmece bir algıdan ibaret olduğunu o dönemler ifade edenler, bir kez daha haklı çıktı. Yargı son karar ve mütalaasını açıklayarak, böyle bir örgütün olmadığını ifade etti. “Ölen öldüğü ile kaldı, kalan sağlar bizimdir!” diyerek dosya kapandı, gitti. Peki bu hesabı, bu vebali kimler, ne zaman ödeyecekler? Bu acı tezgahı kurgulayanlar, bu tezgaha çalışanlara hesap soruldu mu? Ergenekon davasının savcısı elini, kolunu sallayarak kaçtı. “Bu davanın savcısıyız” diyenler de sus pus oldu. “Bu savcıların heykeli dikilmelidir!” diyenler yine ekran ekran dolaşıyor. Bu davaya karşı çıktığı için günlerce, aylarca, senelerce küfür yiyenler de küfür yediği ile kaldı. Geç gelen adalet, adalet midir?

Yakın dönemin en uzun kumpas davalarından biriydi “Ergenekon” ismini verdikleri ve “Terör Örgütü” diye damga vurdukları dava. O gün bu kumpasa karşı çıkanlar bir bir linç ediliyor, her ortamda hain ilan ediliyor, emperyalizm karşıtı olanlar ve iktidara muhalif olan kimler varsa tutuklanıyor, gözaltına alınıyor, gözdağı veriliyor, kötü ithamlara maruz kalıyordu. Her şey Ümraniye’de kazılarak elleriyle! koymuşcasına bulunan toprağa gömülü düzmece bombalarla başlamıştı. Bir sabah Türk’ün anlı, şanlı destanı olan “Ergenekon”a utanmadan “Terör Örgütü ismini vermişlerdi. Algılar, yalanlar, yalan makinesi kanallar, davayı sahiplenen şu an ki iktidar yönetimi ve yine mevcut iktidara yakın olanlar bu kumpas davasını sahipleniyor, davayı yürüten savcılara övgüler düzüyor, “Heykeli dikilmeli” diyor, ödüller veriyordu. Kanallarda hep bir ağızdan düzmece, ısmarlama manşetler, uyduruk belgeler, bavullar dolusu iftiralar, ithamlar, isnatlar, tanık olan papazlar, hahamlar, ayarlanmış gizli isimler ve ifadeleriyle günlerce sürüp gitti bu kumpas davası. Ayları, hatta seneleri sürükledi peşinden. Kimi yıllarca hapis yattı Silivri’de, Hasdal’da. Kimi hasta yataklara düştü. Kiminin ise hayalleri yıkıldı, yuvası dağıldı. Kimi o davaya sebep öldü. o davadan acı çekti. O dönemin mağdurlarıyla, o dönemin aktörleri asla unutulmaz akıllardan, silinmez derin hafızalardan.

Nitekim, “Fatih camii bombalanacaktı!” diye aylarca atılan yalan manşetler. Algı operasyonlarına yenik düşen halk kitlesini inandırarak fetöcülere ülkeyi teslim edenler, birlikte bu kumpası yürütenlerdi. Birlikte yol yürüyenlerdi.

Soğana bakıyor, soyana bakmıyor!

Yapay gündemle ülke yönetiyorlar.
Dünyada olmayan tecavüzler, bizim ülkede oluyor. Dünyada olmayan hırsızlık, bizim ülkede oluyor. Dünyada olmayan rant, talan bizim ülkede oluyor. Dünyada olmayan rüşvet, bizim ülkede oluyor. Dünyada olmayan kul hakkı, bizde tavan yapmış. Dünyada olmayan israf, şatafat, gösteriş bizim ülkede oluyor. Hâl böyle iken, bizim ülkemiz çok müslüman! Dünya ülkeleri ise Hristiyan, Yahudi, Budizm veya ateizim. Bu işte bir terslik var. Bozukluk dinde ya da dünyada değil, bozukluk insanın ta kendisinde. Bozukluk kendini teslim eden insanımızda. Herkes ekran karşısında tv izliyor. Kimi dizilerin esiri, kimi futbolun, kimi ise saçma sapan evlilik, kadın, magazin programlarının. O bir şeyleri izlerken aslında yozlaştığının, gerçeklerden, gerçek hayattan uzak bırakıldığının farkında değil. Doğruların yalan, yalanların da doğru olduğu algısı ile yönetiliyor. Cebinde para yok, “Ekonomi çok iyi!” diyor. Mağazaya gidemiyor, taksiye binemiyor, akrabasını ziyaret edemiyor, komşuya gidemiyor, gezip tozamıyor, sofrasında çeşit bulunduramıyor. Madden kopuk olduğu kadar, manevi hayattan da kopuk. Tv karşısında uyuşan bir insanın aklını ve vaktini esir etmemesi mümkün değildir. Televizyonların değil kitapların olduğu, kitapların okutulduğu haneler olmadıkça, plazma tv meraklısı ev hanımları oldukça yetişen yeni nesilden de pek umutlu olmamak lazım. Çünkü tehlike çok sinsi geliyor içimize. Suça meyilli toplum hızla yayılıyor git gide. Halk layık olduğu gibi yönetiliyor. Kendi düşen ağlamaz!.

Çok üzdü bu kaza bizi..

Bu haftaki köşe yazımda bu satırları yazmakta varmış. Bugün Ankara’ya adaylık başvurusu için giden gariplerin babası olarak bilinen yeşil Durağan’ın, Durağanlının “Ali dayı” dediği Durağan eski belediye başkanı Ali Dalkılıç’ın ve yol arkadaşı Osman Yıldırım’ın trafik kazası geçirerek hayatlarını kaybetmesinin acı üzüntüsünü yaşıyoruz. Aynı kazada yaralı olarak tedavi altına alınan Hayrettin Ateş’in ise sağlık durumunun iyi olması az da olsa yüreğimize su serpti. Kazada yaşamını yitiren Ali Dalkılıç’a ve Osman Yıldırım’a cenab-ı Allah’tan rahmet diliyor, yaralı olarak kurtulan Hayrettin Ateş’e de Allah’tan acil şifalar temenni ediyorum. Allah ailelerine, yakınlarına ve ilçe halkına sabırlar versin. Başımız sağolsun.

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest