BEKA DEĞİL ZEKA SORUNU VAR!

24 Haziran öncesinde, “Tek adam sistemini getirin, ülkeyi şahlandırıp uçuralım!..” söylemleri hafızalardan henüz silinmezken yerel seçimlere sayılı günler kala bir “Beka” nakaratıdır gidiyor. Meydanlardaki, ekranlardaki vaatler samimi ve inandırıcı olmayınca, her seçim öncesi aynı şeyler söylenip savunulacak ve sarılacak bir şey kalmayınca da can simidi olarak, “Din iman, vatan” gibi kutsal kelimelerin arkasına sığınılıyor. Bir kimse suçunu örtbas etmek istediği zaman sık sık kullanılan bir deyim vardır; “Hem suçlu, hem de güçlü!” diye. Çok yerinde bir söz gerçekten de..

Ülkede beka sorunu varsa bu sorunu 17 yıldır kim var etti? Kimsenin burnunu sokamadığı tek başına yönetilen bir ülkede beka sorununu kimler beka sorunu haline getirebilir? Ateşi yakanlar, bu ateşin söndürülmesi için mücadele edenlere sürekli ithamlarda bulunuyor ve halka “Beka!” denilen bir sözcük aşılıyor. “Ekonomik krizin bağıra bağıra geleceği” söylenmedi mi? “Ülkede adalet duygusu yitiriliyor” denilmedi mi? “Suç oranları artıyor” denilmedi mi? “Aile kavramı çöküyor” diye ikazlar edilmedi mi? “Televizyon kanallarında bu ülkenin insanlarını zehirliyorsunuz” denilmedi mi? Hemen hemen her şey yerli ve milli olmaktan çıkarılmadı mı? Bu ülkenin yapısını tarumar edenler, bu ülkeyi tamir edeceğiz diye bağırıyorlar. Tamir edecek olan sizlerseniz, 17 senedir tarumar edenler kimlerdir? Kavgayı bırakın. Bölmeyi bırakın. İnsanlar kutuplaştı. Baba oğluyla, kız anasıyla, akraba akrabasıyla, komşu komşuyla, kardeş kardeşiyle düşman hale geldi. Ülke hem maddi, hem de manevi olarak derin bir boşluğa, sonu tehlikeli bir uçuruma doğru göz göre göre sürüklenmeye devam ediyor. Yazanlarda suç aramayın. Yazı yazmak suçsa kalemleri yasaklayın!

Yerel seçimlere sayılı günler kala iktidar partisi ve çevresi yine kendisine oy vermeyecek olanlara “Terörist, vatan hainisiniz!..” gibi imalarda bulunmaya devam ediyor. Kendileri eleştirildiğinde ise, “Vatana ihanet” kapsamına veyahut “Cumhurbaşkanı’na hakaret” kamuflajına uydurarak hakaret etmemiş, hakaret edici eylem, söylem ve davranışlarda bulunmamış sadece gidişata dair konular üzerinde yanlış olanları ifade ettiği için şikayet edilen binlerce kişi var. Adliye binalarının büyütülmesi, koca koca binaların yenilenmesi meğer, “adaletin, adiliyet duygusunun tesisi için değil, tek bir kesimin hak, hukuk ve hürriyetini korumak içinmiş!..” demekten kendimi alamıyorum. Düşünün, bir kişi çıkıyor ülkenin yarısına ağzına geleni sayıyor, söylüyor. Onun söylemleri suç olmuyor. Bir başka kişi çıkıyor ağzına geleni ülkenin yarısına sayana, sövene, “Ne olur yeter artık yapma, etme!..” diye uyarıyor. Sövenler, sayanlar değil, sövenleri, sayanları uyaranlar soluğu savcıların, hakimlerin önünde alıyor. Bu nasıl bir düzendir ki, yangını çıkaranlar feryat! ediyor. Bu nasıl bir şeydir ki, ülkeyi yangın yerine çevirenler sütten çıkmış ak kaşık gibiler. Adaletin içi boşaltılmış adeta yerlerde sürünüyor. Cüzdan sahibi olanlarla, vicdan sahibi olanlar arasında sıkışıp kalınıyor. Cüzdan sahipleri, vicdan sahiplerini ezip geçiyor. Vicdanı olanlar işte onlar şerefli, onurlu kimselerdir..

Varlıklı olan kuyrukta bekler mi?

Yandaş medyanın sığındığı en büyük mekanizma “ALGI” operasyonudur. AKP’ye oy vermeyen herkesi sanki din düşmanı, sanki devlet düşmanı gibi ilan etmesi sadece günlük siyasette her dönem insanları yönlendirmek için kullandığı yalanlardan ibarettir. Ergenekon kumpası buna en büyük örnektir. Düne kadar, hatta şu anda bile FETÖ ile yatıp kalkan bu dansöz medya şu sıralar da vatanın bekası için AKP’ye oy vermeyen her görüşe, her fikre şerefsizce saldırmaktadır. Bu algılara inanan, kanan, uyduruk, aslı astarı olmayan manşetlere aldananlar da şuursuzluğun vermiş olduğu delalete, hatta sapkınlığa düşmektedirler. Alt tarafı bir yerel seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde kendinden olmayana “Hain, terörist, dinsiz!” diyenler tıpkısını 24 Haziran seçimleri öncesi, 16 Nisan referandum sürecinde, 2015, 2014, 2011 seçimleri ve öncesi seçimlerde de aynısını söylüyorlardı. 2002’den beri algıları da, söylemleri de aynı!..

Şaka değil gerçek!

Gazete ve intenet haber sitelerinde geçenlerde okuduğum en ilginç haberdi.
Haber sitelerinde geçen haber şöyleydi:

Diyarbakır Çermik’te öğretmenler kendi aralarında halı saha maçı düzenliyorlar. Öğretmenlerin halı saha maçı saat 21:00 – 22:00 arasında ayarlanıyor. Skandal tam da burada başlıyor. Aynı ilçede görev yapan bir savcının ve arkadaşlarının halı saha maçı ise saat 22:00 – 23:00’da başlıyor. Savcı saatleri karıştırıp maça saat 21:00’de gelince öğretmenleri halı sahadan çıkarıyor. Öğretmenler duruma itiraz edince de savcı polislere talimat vererek 14 öğretmeni gözaltına aldırıyor. HSYK, olayın duyulmasından sonra savcı hakkında inceleme başlattı. İşte yeni Türkiye bu! Savcılık makamı avcılık makamı mı oldu? Sabah akşam halkın yarısına söven, terörist ilan edenlere işlem yapamayan siyasi savcılar da muhalif avlıyor. Vicdanlar dahi satın alınmışsa o ülkede adalet hiç yoktur.

En güzel aylar 3 aylar..

11 ayın sultanı Ramazan ayının habercisi olan mübarek üç aylara yarın akşam itibariyle gireceğiz. Bu akşam ise Regaip kandili gecesini idrak edeceğiz. Cenab-ı Allah üç ayları hakkımızda hayırlı eylesin. Dularınızdan istifade etmek dileğiyle..
Kandilinizi tebrik ederim..

8 Mart Kadınlar Günü..

Ey mü’minler, Kadınlar hakkında hayırlı olmanızı vasiyet ederim. Çünkü onlar, Allahü Tealadan size emanettir.” Hadis-i Şerif, Tirmizi

#8MartKadınlarGünü

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest