YIKIM; KALANA KADER, GİDENE ÖLÜM DEDİRTİYOR!!!..

Her vurduğunda hatırladığımız deprem gerçeği 6.8 şiddeti ile Elazığ Sivrice’den kendini bize hatırlattı…
Aslında doğa kendini hiç bir zaman insanoğluna unutturmaz!!!
Yangınları bizler çıkartabiliriz, depremi oluşturacak hamleleri yapabiliriz…
Amma velakin acı gerçek şu ki inanmamızı istedikleri; ondan oldu, bundan oldu, şu çoğaldı, şurda şunlar vardı, bunlardan kaynaklandı gibi sözler sadece bilimsel gerçekliğe set çekmemizi isteyenlerin kendi dünyalarını kurtarma ve toplumu karanlığa hapsetmek için zorladıkları akıl tutulmasıdır.
Yaşamın ve evrenin bir düzeni olduğu gerçeğini kavramadan yaratanı bir kalıba yerleştirmeye kalkmak, onun adına yorumlarda bulunmak ancak toplumu cahilleştirir.

Yüce yaratan’ın tüm varlıklar içerisinde dünyayı karıştıran, kaosa sürükleyen ve hatta yok olmasına sebep olabilecek yeteneği bahşettiği insanoğlu; aklı ile diğer canlılardan ayrılan tek varlıktır..
O nedenle insanın kıyameti aklında başlar yüreğinde kopar!!!…
Önceliğini insan olmaya ve bu yönde çaba sarf etmeyen yormayan varlığın, zaten gideceği yer yaşarken kendine hayal dünyasında oluşturduğu sözde cennet(!?) başka varlıkları ise cehennem olacaktır…
O nedenle yeryüzünde bireyler önce insan olmayı, insanca davranmayı öğrenmeli, kendine yapılmasını istemediği davranışları bir başkasına yapmayarak medeni ahlakı geliştirmeli, toplumsal ve evrensel değerlerle harmanlamalı, bilimin öncülüğünde hareket etmelidir. Bunu yapmayan birey, buna imkan vermeyen yasa, fırsatçıya imkan veren bürokrasi ve denetlemeyen devlet toplumsal depremlerin öncü habercisidir.
Maalesef yaşadığımız gerçek; çok kazanma hırsı ile kolon kesen esnaf, göz yuman bürokrasi ve denetlemeyen devlet 6.8 şiddetinde sallandığında sarılacakları tek nokta kaderin arkasına saklanarak yaratana iftira atmak, bilimi ters yüz ederek insanımıza rahmet okutmak olacaktır.
Yeyüzünde yaratanın koyduğu kurallar tek tek işlerken bunu engellemek, buna set çekmek mümkün değildir!? Lakin aynı kurallar içerisinde insanoğlunun kendi bünyesinde barındırdığı anlama, yorumlama ve etki etme gücü ile aklınkeşfettiği, uygulamaya soktuğu fizik kuralları ile yaşamsal döngüsüne olumlu katkıları olacağını hiç bir zaman unutmaması gerektiğidir.
İşte sırf bu nedenle cenab-ı Hak cezalandırırken adaletini eksik etmez… Cenab-ı hak kullarından kendisini akıl yolu ile bulanlara doğayı ve onun işleyişini gösterirken bulamayanlara peygamberleri aracılığı ulaştıran ama insanın kendine ettiği zulmü , yarattığı doğanın değil yine insanın yapacağını sürekli hatırlatır…
Sizlere din dersi verecek çapta ve bilgi sahibi değilim.. Ama madem ki; yaratan aklımızı kullanmamızı istiyor ona sarılmamızı onunla geleceğimize şekil vermemizi istiyor o zaman düşünmek aklını kullanmak her insana farzdır…
Yaratanın cezasından, cezalandırmasından yarattıklarının kaçması saklanması mümkün değildir! Bu gerçek karşısında iman ederken aklımızın erdiği, yorumladığı olaylara da açıklık getirmek zorundayız..
Bakınız dünya da sürekli deprem kuşağı üzerinde olan ülke Türkiye değildir…
Bizden daha çok sallanan ve bununla yaşayan topluluklar hatta devletler vardır.. Bu bölgeler Şili’den kuzeye doğru Güney Amerika kıyıları, Orta Amerika, Meksika, ABD’nin batı kıyıları ve Alaska’nın güneyinden Aleutian adaları, Japonya, Filipinler, Yeni Gine, Güney Pasifik adaları ve Yeni Zelanda dır. Sayılan bu ülkeler ve bölgeler 1. Pasifik Deprem Kuşağı olarak adlandırılır. Bu kuşakta yeryüzündeki depremlerin yüzde 81’i gerçekleşir. Ve burada yaşayanlar bilimsel verilerle hareket ederek deprem zararını en aza indirmek, can kaybını düşürmek için yoğun bir bilimsel çalışma gerçekleştirirler.. Örneğin binaların kaç şiddetinde depreme dayanıklı olacağı yada deprem anında nasıl korunacağı, nerelere saklanılacağı gibi hususlarda akıl yolu ile ulaşırken uygulamalarında bunu bizzat gerçekleştirirler ve denetlemeyi üst düzeyde tutarlar. Kısacası tedbir alır takdiri yaratana bırakırlar…
Belki bizim gibi müslüman değildirler. İnançları farklı da olsa kıtaları aşıp gelen, uzayın derinlikerine giden akıl, yaratanın eseri kullanıcısı ise insandır..
Elazığ’da yaşadığımız deprem göstermiştir ki ; yaratanın kurallarına uymayan para hırsı ile hareket edenler yaptıkları binalarla insanı öldürüyor, denetlemeyen, göz yuman devletse bu suça ortak oluyor. Bilimsel verilerle hareket eden, coğrafi şartları göz önünde tutan, yaptığı binada merkezine insanı oturtanlar depremin şiddetine dayanıyor ama ekonominin çarklarına ve şartlarına dayanamayarak kendi yıkımını hızlandırıyor.
Elazığ’da meydana gelen 6.8 büyüklüğündeki depremden etkilenmeyen ve şehrin en güvenli yapısı sayılabilecek Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi, zemininde bulunan 872 deprem izolatörü sayesinde kesintisiz sağlık hizmeti verebilirken bir çok insanımızında sığındığı mekan oldu. Elazığ’da 6.8 şiddetinde hissedilen deprem bu bilimsel metotla hastane de 3 şiddetinde hissedilirken bilimsel verilerin bilimsel çalışmaların akılla elde ettiği başarıya en büyük kanıttır. Tedbir alınmış, takdir yaratana bırakılmış binlerce insanımız depremi yaşarken hastane hizmet vermeye devam etmiştir….
Deprem gibi doğa olaylarında toplumu kaderci bir anlayışa iterken bilimi ters yüz etmek aslında çocuklarımıza kazdığımız mezardır.. Kaderimizi belirleyenler; müteaahitler ve ona rant kapısı açan paragöz bürokrasi ile siyasi rant uğruna göz yuman ahbap çavuş ilişkisidir. Tefekkürümüğzü şükrümüzü ederken kaderimizi doğru algılamak, anlamak ve yaşamak zoırundayız. İnsanoğlu, gerek doğa olaylarında gerekse kendi hayatında kader çizen değil kaderini yaşayanlar topluluğudur. Bırakın yaratan ilahi adaletini işletirken, bize bahşettiği aklı kullanalım kaderimizi bilimsel veriler ışığında yaşayalım… İnanç dünyamıza giren el bilim değil islam coğrafyasını esir alan cehalet ve karanlığa götüren biat kültürüdür. Kendi yaşamlarından, saltanatlarından ödün vermeyenler toplumun boşlukta kalan kısımlarını doğru görüp oradan giren ve o boşluğa yerleşerek kendilerini eleştirilemez, üzerine söz söylenemez hale getirerek kitleleri kontrol edebilmektedir. Asıl deprem islam coğrafyasının bilimsellikten uzaklaşması nedeniyle emperyalizme pazar olurken doğaya ve kendisi, gibi düşünmeyen topluluklara düşman bir nesil yetiştirmesidir. Kendi değerlerimizi öğretirken insanı merkezden uzaklaştıran, insan olmamızı unutturan ve kazanmak uğruna her şeyi, mübah gören bir nesilin elbetteki depremi kader olarak sunması kaçınılmazdır.
Velhasıl dostlar ben sözlerimi bilinen klasik bir sözle bitiriyorum; DEPREM DEĞİL BİNALAR ÖLDÜRÜYOR! BİNALARI DA DOĞAYA İNSAN YAPIYOR, BÜROKRASİ İZİN VERİYOR DEVLET DENETLİYOR… YIKIM KALANA KADER, GİDENE ÖLÜM DEDİRTİYOR!!!..
Elazığ depreminde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet kederli ailerlerine başsağlığı dilerken yaralılarımıza da sağlıklarını bir an önce kavuşarak sevdiklerinin yanında hayata tekrar tutunmalarını, sımsıkı birbirlerine sarılmalarını diliyorum..

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest