DOĞRU KARAR BİLE SORGULANIR!!!???

Bu ülkede yargı bağımsızlığı nasıl sağlanacak?
İnanın bu soru cevap bulmadan hiç kimse rahat ve huzur içerisinde değildir. Çünkü yargı kararları verilen kararlara göre şekillendiğinde, siyasi otoriterinin sözleri ile harekete geçildiğinde otorite sahibinin hoşnutsuzluğu emir telakki edildiğinde ortaya çıkan tablolar ne kadar haklı gerekçeye dayanırsa dayansın adaletsizlik hakim olur…
Unutulmaması gereken temel unsur bu gün olmasa da yarın kendi başımıza ya da yakınlarımızın başına geldiğinde adalet isteyeceğimiz mekanizmaların kararlarında şüpheden arınılmış olması teme ilkedir.
Oysa son dönemlerde ülkemizde giderek artan hukuka güvensizliğin temel sebebi; siyasi iktidarın özellikle gündemin merkezine oturan davalarda verilen beraat kararları ya da iktidarın hoşuna gitmeyecek kararlar sonrası yapılan açıklamalar sonrasında(hakimler hakkında soruşturma- beraat kararı verilenlerin tutuklanması, tutukluların serbest bırakılmasının geciktirilmesi vb.) uygulamalar yargıyı eleştiri oklarının tam merkezine oturtmaktadır.
Denilebilir ki;
-Efendim o da yargı kararı..
Doğrudur.. lakin doğru olmayan husus kamuoyunun önünde cereyan eden bu davalarda süreci bilmeyen ya da dosyalara hakim olmayan kitlelerin sözler ve açıklamalar sonrasında alınan yargı kararlarının eleştiriye açık hale gelmesidir.
Gezi davası bunun en son somut örneklerinden biridir. Ne olmuştu Gezi de? İktidar cephesi bunun bir sivil kalkışma sivil darbe diyerek kendi yandaşına mesajlar verirken muhalefet sivil bir direniş yeşile ve doğaya karşı sorumluluk atfederek sahiplenmesiydi. Sonuç olarak 1 tutuklu çok sayıda yargılanan isim, yıllara yayılan konuşmalar ve yargılama neticesi tutuklunun tahliyesine tüm sanıkların beraatine..
Dedikten saatler sonra başka yeni açılan başka bir dosyadan tutuklama, hakimler hakkında soruşturma!!!???…
Peki bunlar nasıl oldu?
Bilen yok ama şifreleri siyasi iktidar da gizli..
Gelin Ak Parti grup toplantısında cumhurbaşkanı ve Ak parti genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sözlerine bakalım; “Bir manevra ile onu beraat ettirmeye kalktılar”
Kim?
Mahkeme heyeti…
Sonuç; en ağır eleştiri ve haklarında soruşturma…
Oysa bunu eleştirebilirdi. Lakin beraat kararı sonrası alelacele tutuklama arkasından soruşturma suçlu bile olsalar onları aklar sonrasında verilen kararları ise eleştirilir hale getirir. Siyasetin sözleri sonrası hukukun harekete geçmesi ancak soru işaretlerini doğurur…
Bunu Cumhurbaşkanı istememiş bile olsa ortaya çıkan tablo bu soruların sorulmasına, alınan kararların eleştirilmesine yol açar..
Bu hâkimler FETÖ bağlantılı denilebilir, cezalandırılabilir!? Bu durum; toplumun bir kesiminde daha derin travmaların oluşmasına yargıya olan güvenin daha da bitmesine sebep olacaktır. Maalesef toplum 12 Eylül öncesi de 1950 sonrasında da bu tür tavır davranışlar neticesinde kutuplaşmış senin adamın, benim adamım, senin polisin benim polisim diyerek sendikalar, sivil toplum örgütleri kurulmuş devlet mekanizması siyasi partilerin, ideolojilerin elinde oyuncağa dönüşmesinin bedelini binlerce gencimizi, vatandaşımızı kaybederek ödemişiz…
Oysa; demokrasi kazanmalı, hukuk kazanmalı, adalet tecelli etmeli siyaset ise bunları sağlamak için seferber olmalıdır. Uygulamalardaki hatalar maalesef toplumu kutuplaştırmaya, yandaşını memnun ederken, kendisinin de aynı sonuçla karşılaşacağı günlere doğru gittiğinin farkında bile değildir.
Devlet mekanizmaları yara aldığında doğru kararlar bile yandaşlık ya da tarafgirlik içerisinde değerlendirilmeye, eleştirilere açık hale gelmeye başlar.
Bu gün onun bunun sözü ile değil ama vicdanların kanadığı, kararların sorgulanmaya başladığı bu süreçte bir düşünürün şu sözlerini hatırlatmakta fayda görüyorum; “Hiç kimse onu bulandırmadığı ve ihlal etmediği sürece hukuk, teneffüs ettiğimiz hava gibi görünmez ve tutulmaz bir şekilde etrafımızı kaplar. Hukuk ancak kaybettiğimizi anladığımız zaman değerinin farkına vardığımız sağlık gibi sezilmez bir şeydir. (Pierre Calamanderi)”
Bu işleyen demokrasinin altın sözü iken değişen ve kirlenen düzenin altın sözü de Eflatun da gizlidir;
*HER TOPLUMDA YÖNETİM KİMDE İSE, GÜÇLÜ ODUR. HER YÖNETİM, KANUNLARINI İŞİNE GELDİĞİ GİBİ KOYAR. DEMOKRATLAR DEMOKRATLIĞA UYGUN KANUNLAR, ZORBALAR ZORBALIĞA UYGUN KANUNLAR, ÖTEKİLER DE ÖYLE… BU KANUNLARI KOYARKEN KENDİ İŞLERİNE GELEN ŞEYLERİN, YÖNETİLENLER İÇİN DE DOĞRU OLDUĞUNU SÖYLERLER, KENDİ İŞLERİNE GELENLERDEN AYRILANLARI DA KANUNA, DOĞRULUĞA AYKIRI DİYE CEZALANDIRIRLAR… DOĞRULUK HER YERDE BİRDİR; “YÖNETENİN İŞİNE GELENDİR.” GÜÇ DE YÖNETENDE OLDUĞUNA GÖRE, DÜŞÜNMESİNİ BİLEN HER ADAM BUNDAN ŞU SONUCA VARIR: “DOĞRULUK GÜÇLÜNÜN İŞİNE GELENDİR.”

İşte bu gün işinize gelen bu uygulamalar yarın size dönebilir! Hukuku güçlülerin kontrol ettiği yerde KÖROĞLU da çıkar PİRSULTAN ABDAL’da, ROBİN HOOD’da … Ama bir tek adalet çıkmaz! Çünkü doğru karar bile sorgulanır olur da ondan…

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest