TERS GİTMİYORUZ TERSE GÖTÜRÜLÜYORUZ!

Talep üzerine yeniden, aylar sonra köşe yazılarıma Şehir Gazetesi’nde ilk yazımla başlamış bulunuyorum.

Tüm dünyayı etkileyen corona virüsü ülkemizde de hem maddi, hem de manevi olarak büyük bir daralma alanı yaşattı. Yaklaşık 19 yıldır sıcak para, taşınmazların satışı, doğanın rant katliamı, istihdamın dibe düşmesi, işsizlik eğrisinin yükselmesi, kur ve faiz oranının durdurulamaması zaten var olan büyük bir ekonomik enkazın en belirgin şekli yönündeydi. Corona virüsünün de ülkemizde görülmesiyle bu durumun yaşama olan etkisi, bu etkinin de toplumun bir kısmını içeride, bir kısmını dışarıya hapsetmesi şartları çok daha ağırlaştırmasına sebebiyet verdi. “Önce Sağlık” dediğimiz sloganlarda görülen manzaralar da eve hapseden sistem 3 aylık süreçte çalışan kesimin varlığını, üreten kesimin durumunu, geçim dünyasında ayakta durmaya çalışan, gelir seviyesi fatura ödemeye dahi elverişli olmayan kesimleri hiçe saydı. Bunun yansımaları, alınan tedbirler adı altında manevi yaşamı da toplu olarak etkiledi. Okul, Camii, Kur’an kursları ve ilmi eğitim faaliyetleri yürüten müesseseler, toplu tören ve faaliyet yürüten kurumlar, ve ticaretin motoru olan bir çok mekânlar kapatmak zorunda kaldı. Binlerce kişi işinden, aşından, mevcut durumundan oldu. Böyle bir ortamda hüzünle girdiğimiz mübarek 11 ayın sultanı Ramazan-ı şerif ayı da yasaklarla birlikte sadece evlerde yaşamaya, yaşatılmaya çalışıldı. Buruk, hüzünlü bir Ramazan geldi, gidiyor. Güzel olan bir yanı da yıllarca Ramazan’ın ahengine, ruhuna uymayan görüntüler, çöpe giden yemek israfı, iftardan ziyade israf, şatafat sofraları, gösteriş ve şekil manzaraları bu yıl çok şükür ki yaşanamadı. Bir nevi anlayana toplumumuza, bu hassasiyete dikkat etmeyen gruplara bir ders oldu.

Haftaya köşe yazımızı yazdığımızda Ramazan ayı bitmiş olacak, Ramazan-ı şerif bayramı yasaklarla geçirilmiş olacak. Kültür, örf, adet, selamlama, kucaklaşma, ve bir araya gelme durumlarından uzak tutularak temassız bir hayata alıştırılmak isteniyoruz. Aşı ve çiplerin konuşulacağı, belki de mecbur bırakılacağı bir döneme geçişin zeminine hazırlık olduğu hissediliyor ve anlaşılıyor. Sık sık söylenen “Hiç bir şey eskisi gibi olmayacak” sözünün maksatlı, planlı bir projenin sloganlaştırılması, robot değil belki ama “Kontrol edilebilir bir insan” modeli oluşturup beyinlere alıştırılması olarak süreci görmekteyim. Duruma bakılırsa, “Eskisi gibi olmayacak” denilirken yaşamımızın parçası olan değerlerimiz, özümüz, kültürümüz, inancımız dinimiz, kısmende olsa komşuluk ve aile bağlarımız, güzelliklerimiz yok edilmek istenircesine acımasız bir dünya düzenine zorla ve mecburi olarak sürükleniyoruz. Keşke “Eskisi gibi olmayacak” diye kesin ve kat’i konuşmak yerine “Eskisi gibi hep birlikte bir araya geleceğiz” diyebilseler. Tüm plan bunun üzerine gidebilse. Ne varsa, eskilerde var. Ne varsa eski olan da var. Ramazan-ı şerif ayının son günlerine girmişken hatırlatacağımız diğer husus;

Bu ayın süsü, baş tacı olan sadaka, fitre, zekat kavramlarını da durum nispetinde vermeye gayret etmelidir. Fakir, öksüz, yetim, ihtiyaç sahibi olan talebelere, onları menfaatsizce okutan, gayret eden müesseseleri göz ardı etmeden şu zor günlerde gösterişten uzak iki elin bile verip aldığını bilmediği paylaşımı bu aya mahsus olan sorumluluğumuzu yerine getirmeye özen gösterelim.

Türk’e düşman olandan hoca olmaz!

Basiretsiz kişilerin söylemleri, tesis ettikleri düşünce yapısı ekranlarda yer alanları da etkiliyor. Ve kalplerin de olanı dillerine yansıtıyor. Sözde “Hoca” diye milletin önüne çıkarılanlar, “Bunların hocası da böyle olur.” dedirtiyor. Yandaş bir kanalda konuşan Mustafa Karataş isimli kişi her ne kadar tepkiler sonrası geri adım atmış olsa dahi, Türkçülüğü “Irkçılık” olarak nitelendirmesi toplumumuzda peygamberimizin övgüsüne layık olan, tarihin ötesinden beri İslam’ın özünü ayakta tutan Türk milletine ağır hakaret olarak görülmüştür. Kimi İslam’dan bihaber, kimi ise Türk milletinin tarihinden. Bu kişilerin söylemleri Türk milliyetçiliğini ayakları altında çiğneyenlerin yanında deve de kulak memesi olarak bakılsa da herkesin aslına, menşeine, gerçek kimliğine göre yakışanı yaptığı aşikar. Ekranlar da sarf edilen söze, “Türk’e düşman olandan hoca olmaz! Ekran hocalarından uzak durun” diye söyler yorumlarım.

Üniversite hocası çıkıyor, televizyonda milletin önünde “12 -17 yaşındaki kız süper kadındır” diyor. Bir başkası çıkıyor “11 yaşındaki kızla evlenilebilir” diyor. Bir başkası çıkıyor, “Muhalif ne kadar kadın varsa tecavüz edeceğiz” diyor. Diyen kişi (Camii dernek başkanı) Bir başkası çıkıyor, “Asker eşleri marif takvime soyunsun” diyor. Saçma sapan diziler, saçma sapan programlarda “O aldattı, bu kaçtı, bu amcasına gitti” tarzında salakça programlar. Yığınla bunları izleyen düşüncesiz kitleler. “Bir kereden bir şey olmaz” diyen yöneticiler, “Küçüğün rızası varsa” diye meşrulaştıran yetkililer, Uyuyan fitneyi uyandıran şeytani bir zihniyet mi denilir, ne denilir? tarifini de siz yapın. Yahu hepsi mi aynı zihniyetin ürünü olur? 11 yaşındaki çocuk, çocuk doğuruyor, babasından ikinci kez ikiz çocuklara hamile kalıyor. Ve DNA testine kadar söylemiyor, söyleyemiyor. Hiç bir gavur ülkede olmayan tüm kötülükler ülkemizde yaşanıyor. Üzgünüz..

Dili sürçmüş! Çok üzüldüm!

Turizm Bakanı’nın geçtiğimiz günlerde bir kanalın programında Dil sürçmesi” olarak nitelendirdiği, “İstanbul işgal edildi” sözleri epey tepki alıp tartışılmıştı.

“Fetih ve İşgal” ikisi bambaşka kavram.
“Sürçme” kişinin söyleyemediği kelimeyi yamuk, yumuk ifade etmesine denir. Yani “FETİH” ifadesini “Feta, feti, fettah feta, fetü, fet, füt” söylemesi gibi. Siz açıkca “İŞGAL!” diyorsunuz Sn. Bakan ne sürçmesi? Turizm Bakanı Hz.Fatih’e, “İşgalci, Fatih Sultan Mehmed İstanbul’u işgal etti” şeklindeki açık ifadeye “Dil sürçmesi” olarak açıklık getirmişti. Peki bu sürçen diliniz program boyu hiç bir konuşmanız da, hiç bir ifadeniz de sürçmedi de sıra “İstanbul ve Fatih Sultan Mehmed Han” lafzına gelince mi sürçtü Sn. Bakan? merak etmiyor değiliz.

Nitekim..
Gündem o kadar yoğun ki. Yaz yaz bitmez. A Haber gerçek yüzünü göstererek, “Kudüs’ü İsrail’in başkenti” diye sunması. TRT’nin 19 Mayıs Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı “Cumhuriyet Bayramı” olarak ekranlara taşıması, her şeyin paradan ibaret olmayacağı ve cehaleti de örtmeyeceğini gördüğümüz Arda Turan’ın reklam konuşmasında 19 Mayıs Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı’nı “23 Nisan Çocuk Bayramı” diye konuşması. Erdoğan’ın TRT’de kandil gecesi “Allah” lafzı şerifinin altında konuşuyor gibi ekrana verilmesi ve o konuşmaya başladığı an hocaların ayağı kalkması!

Ramazan-ı şerif bayramınızı en kalbi duygularımla tebrik ediyor, ülkemiz, devletimiz, milletimiz ve Türk İslam dünyası için hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Selametle kalınız

Ali Osman ÖNDER

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest