ÜSTÜNÜ ÖRTEREK SORUNLARIN ÜSTESİNDEN GELEMEYİZ!!!

Durağan Anadolu’da Türk medeniyetinin kentleşme sürecinde Karadeniz’deki en önemli merkezlerinden biridir. İsmini Selçuklu’dan alan Durakhan’la yerleşik hayata geçilen İpekyolu üzerindeki konumu ile dikkat çeken Sinop’un komşu il ve ilçelerle en fazla bağlantısı bulunan ve Sinop’un ulaşımdaki en büyük alternatif güzergahına sahip tek ilçesidir.
Durağan geçtiğimiz hafta hiç hak etmediği ama sebep sonuç ilişkilerini de değerlendirmekten de uzak kaldığı bir olayla Türkiye gündemine girmiştir. İnsanın hangi dinden hangi mezhepten olursa olsun kabullenemeyeceği, kabul etmeyeceği, bir babanın kendi öz kızına istismarı, tecavüzü insan vasfını yitirmiş hastalıklı beyinlerin, hayvanlaşmış iç güdülerin, ahlakı kaybetmiş cahillikten beslenen toplumlarda ortaya çıkmasıdır.
Özellikle bu hadisenin ya da buna benzer hadiselerin genellikle görüldüğü ya da görülmeye müsait olduğu yerler muhafazakar yapısı ile öne çıkan baskıcı bir toplum anlayışını benimseyen kulaktan dolma nesilden nesile geçen dini referansları kabullenip ahlaksızlığa; güzel dinimizin yanlış yorumlarını kendine kalkan edenler karşısında bilimselliğin ve de hukukun zaafa uğradığı kapalı toplumlarda ortaya çıkmasıdır.
Bu paylaşımlar yapılırken sosyal medya da ise bir başka akım kendine yeni alanlar açmaktadır. Bu akım ise genelde cahilliği destekleyen egoist söylemlerle popülist yaklaşımlar göstererek daha çok üstünü örtmek, kabullenmemek ‘biz iyiyiz ama bu kötü’ diyerek asıl kötülüğü geleceğimize yapmaktadırlar. Asıl sorumlu, olarak kendimizi sorgulamamız, toplumsal olarak sadaka kültürünün her kesime yansımış olması, fakirliğin değil siyasetin insanı fakirleştirdiği, siyasetçinin de bu gerçek karşısında sürekli biçimde ürettirmeden, balık vermeyi alışkanlık haline getirmesidir.
Durağan fon kapısı, ihtiyaç sahibi ailelerin çocuklarına yönelikte ciddi bir araştırma kovuşturma yapma gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Ailelerde okuyan çocuk ve onun ihtiyaçları dikkate alınmalı ailenin fondan aldığı para da çocuğa ayrılan eğitimine yön verecek yardım bütçesini kullanmaları öğretmenleri ile birlikte sağlanmalıdır. Çocuk ailede önemli bir birey olduğunu, kendisi için bu desteklerin sağlandığını hissederek sosyal hayatta kendine yer açmalıdır. Fon desteği sağlanan ailelerin çocukları ile psikolojik destekler sunulmalı, yaşanabilecek olumsuz travmaların önüne geçilmelidir.
Şöyle düşünmekte fayda var. Maddi yapılan destekler ailede alkolik, bağımlı bir babaya yapıldığında evde yaşayanların bundan faydalanması ya da çocuklarına katkı sunması nasıl beklenmiyorsa çocuklara da büyüklerin ihtiyaçları nedeniyle sıra gelmediği unutulmamalıdır. Bu tür ailelere maddi destek yerine özellikle ailedeki bireyler dikkate alınarak gıda ve de giyecek yardımları kontrollü sağlanmalıdır.
İlçemiz için bir acı gerçekse istatistiki verilere yansıyan ama toplumun kabul etmek istemediği bu acı tablo maalesef ilçe halkı olarak kendimizi sorgulamamız gerçeğini değiştirmiyor.
Adli istatistiklerde ilçemiz bu yönde iyi bir tablo çizmiyor. Sinop ilçeleri arasında nüfus oranı dikkate alındığında en fazla bu tür vakaların görüldüğü ilçe gerçeğini değiştirmiyor.
O nedenle toplumsal yapımız sosyolojik, psikolojik ve de ekonomik gerekçeler dikkate alınarak yerel ve de kamu bürokrasisi tarafından ciddi eğitim ile bilgilendirme seferberliğinin başlatılarak özellikle kadın ve kız çocuklarının kendilerine özgüven oluşturmaları sağlanmalıdır.
İlçemizdeki erkek ya da kız fark etmeksizin gençlerin sosyal medya da ki paylaşımları incelendiğinde özlem duydukları yaşam biçimi, ilçe de görülen eksiklikler nelere karşı zaafları olduğu gözlemlenebiliyor. Gençlerimizin %90’ lık bir kısmı ilçede kendini zorunlu misafir olarak görürken, bunu fırsat bilen art niyetli bir çok sosyal medya kullanıcısının ve de şımarık hava atmak peşinde koşan ahlak yoksunu kişiler, bulduğu 3 – 5 kuruşla bunu sağlayarak bu çocuklarımızı ağlarına düşürebilmektedirler.
Velhasıl bu konuda herkesin söyleyecek bir sözü olacaktır. Ama asıl sözü haber bültenleri ve onu izleyen kitleler söylemektedir. Her toplumda her ilçe de bu tür vakalar yaşanmakta olduğu gerçeği unutulmamaldır. Bu olay dünyanın ve Türkiye’nin bir başka ilçesinde de köyünde de meydana gelebilir ve gelmektedir. Şahsi olaylar bireysel hatalar bir köyü, bir beldeyi ya da kurumsal bir kimliği bağlamaz. İnsanın şeytanlaştığı sınırların kalktığı bir dünya da kadına ve kız çocuklarına ya da çocuklarımıza velhasıl yaşayan canlıya reva görülen şiddeti ve kötü muameleyi kabul etmemiz mümkün değildir.
Bu vesile ile önyargılardan uzak, bireysel hataların genele şamil olmaması, bir belde ya da bir kesimin komple suçlamalara maruz kalmaması toplumsal birlikteliğimiz açısından önemlidir.
Asıl sorun televizyonlara çıkartılan,gazetelere ve sosyal medyaya servis edilen haberlerdir .
– Koca profesörler, ilahiyatçılar, kitap yazarları!
– Baba kızına şehvet duyabilir,
– 12- 17 yaşındaki kadın süper kadın diyen Prof!!!
– 6 yaşındaki kızla evlenilebilir diyen ilahiyatçı!!!
Bunlar TV ekranlarında konuşurken cahillere sövüp günaha gireceğinize bunları programlara davet edenlere, ‘eşeğin aklına karpuz kabuğu düşüren’ şerefsizlere, cahile yol gösteren, teşvik edenlere diyecek sözünüzde olmalı!
Var mı? Bence buna tepki duyan insan sayısıda oldukça az…
İşte o nedenle; asıl sorumlu toplumu değiştirmek yerine siyaset uğruna gerçeklere gözlerini kapatan 3 maymunu (görme-duyma-söyleme) oynayan bizlerin sorumlu olduğumuzu çabuk unutuyoruz..
Bu güne kadar yazdığım bir çok yazıda bir gerçeğin altını sürekli çizmeye çalıştım. Bir yörenin ilçenin kalkınması sadece oraya kurulan fabrika ve işçi sayısı ile doğru orantılı değildir. Gelişmişlik ekonomik olarak sağlanabilir ama kültürel gelişmişlik, eğitimle ve gelecek nesillere sunulan kamu imkanları ile oluşur. İlçe olarak yerel yöneticilerin özellikle çok seçici ve de iz bırakacak gençlerle, kadınların sosyal yaşamda kendilerine öz güven duymasını sağlayacak projeleri hayata geçirmeleri büyük önem arz ediyor.
Topluma para vererek, kültürel gelişmişliği sağlamak mümkün değildir. Görgü gelenek ve ahlakı şekillendiren yapıda açık toplum ve insani değerlerde buluşmak olmalıdır. Oysa bizim gibi küçük yerleşim yerlerinde sadece parası olanın gezip tozduğu dünya hayatından zevk aldığı resimler paylaştığı, yediği yemeği sosyal medyaya atan, sahil bandından resim paylaşıp zevki sefa içinde yaşayan kişi ya da gruplar aslında bu vahim tablonun sosyolojik alt yapısına hizmet eden gruplardır.
Ulaşmak, gitmek, yaşamak isteyen her genç o hayat için bir çok insani değerlerinden uzaklaşıyor….
Paylaşırken, yerken, içerken aslında o gençlere paranız kadar yaşarsınız mesajı verdiğinizin farkında bile değilsiniz!
Bu hayatta çok şey gördüm! çok acı çektim! fakirlik nedir bilirim. İnsana özlem, yol gözlemek nedir bilirim. Bir çocuğun yola bakışını, kazanmak için neleri feda edebileceğini çok iyi bilirim.
Yaşadıklarım mutlu aile tablosu çizenlerin gözlerine bakmakla geçti…
Ulaştığını zannettiğin her nokta kaybettiğin değerler ve kaybedeceklerinle sınırlı kalır.
Sınırı kaldırmak birlikte yaşamak ve paylaşmaktan geçiyor…
İşte Ramazan bayramı paylaşmanın huzurun sembolü… Dilinizle değil yüreğinizle sevginizi, gözlerinizle aşağılamayı değil sevilmeyi hak ettiğini gösterdiğiniz her birey yeni bir değişimin umudun adresi, olacaktır. Umutla sevgiyle çoğalan büyüyen yeni nesillere…
Ramazan Bayramınız kutlu olsun….

MUSTAFA EKER

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest