YEŞİLYURT MU? DUTLUCA MI?

Toplumsal hafızanın yaşaması için tarihi isimler ve simgeler önemlidir…
Özellikle ismini verdiği kentlerin tarihsel simgeleri kullanılış biçimleri ve kültürel değerlerin yaşaması onlara sahip çıkmakla doğrudan orantılıdır.
Anadolu gibi kozmopolit yüzyıllara dayanan ve bir geçiş noktası olması özelliği ile nice imparatorlukları, devletleri yok eden ve onlardan sadece tarihi izlerin kaldığı bu coğrafya da Türk ve İslam medeniyeti adına yapılan ve yaşatılması gereken yapı oldukça sınırlı sayıdadır.
Genelde Selçuklu devletinin yaptıkları ile imar edilen ve sanatsal yapıları ile Anadolu’da Türk İslam medeniyetinin izleri görülürken bir çok yerleşim yerinde de o dönemde verilen isimler günümüze kadar ulaşmış, günümüz Türkçesine uyarlamalarla cumhuriyet döneminde de o isimler tekrar hayat bulmuştur.
Ama maalesef insanımızın isimlere olan takıntısı, isimlerde değişiklik yapma merakı bir çok bölgede tarihle olan bağı koparmış yeni neslin geçmişle olan bağlarının kopmasına neden olmuştur. İsimlerde günümüzdeki Türkçe ile hakaret ya da aşağılayıcı bir cümle olmadıkça isim değişikliğinin coğrafi, bölgesel etkilerinin olacağı unutulmamalıdır.
Durağan ekonomik bir terim olmasına karşılık ismin tarihi Durakhan’dan aldığı gerçeğini hiçbir zaman değiştirmemiştir. İsmindeki hareketsizlik(durağan) ekonomik bir terim olmasına karşılık ekonomik olarak ipek yolu üzerindeki konaklama güzergahı dikkate alındığında önemli bir canlılık getirdiği ve Türkçe ismi ile Selçuklu’dan bu tarafa yaşayan Sinop’ta ki tek ilçe olduğu da unutulmamalıdır.
Bunları neden anlatıyorum?
Durağan Sinop özeli dikkate alındığında Türklerin ilk giriş yaptığı ve Türkçe isimlerle anıldığı Türk İslam medeniyetinin şekil almaya başladığı,Türklerin Anadolu’ya giriş yapmaları ile yerleşik hayata geçmeleri arasında geçen süreçteki önemli noktalardan biri olmasıdır. Türkler gittikleri noktada yağmacı ve işgalci olmamaları nedeni ile medeniyete ev sahipliği yapmış sanatsal ve kültürel miraslara dokunmayarak kendi medeniyetlerini kurmaları ile dikkat çekmiştir. Kendi medeniyetlerini kurdukları yerlerde ise işgaller yağmalamalar ve diğer faktörlerle günümüze ulaşamayan bir çok Türk İslam medeniyeti, eseri vardır. Bilinenlerde değişik isimlerle anılmaya başlanmış, bilinçsizce yapılan tadilatlar nedeni ile de bir çok eser yok olup gitmiştir.
Bu gün geçmişle bağımızı koparmadan, yaşayabileceğimiz geçmişi,yad edebileceğimiz gelecek nesillere taşıyabileceğimiz en önemli değerlerden biri de tarihi ve kültürel eserler kadar yaşadığımız coğrafyanın, köyün ve beldelerin ismidir.
2009 yılında Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Halit Çal’ın başlattığı ‘Osmanlı döneminde kayıtlı bulunan camiiler, medrese, tekke ve zaviyelerle’ ilgili bir inceleme için Durağan’ın köylerini dolaştık. Durağan merkezde kaydı bulunan İsmailbey camii’nin aslının bozulması örneklerinin yok olması nedeni ile tarihi bir dokuya sahip olmadığını gördük. 1200’lü yıllara kadar uzanması gerek İsmailbey camiinin tarihinin 1880’li yıllarda tutulmasına şahit olduk. Osmanlı’da beylik ünvanının hiçbir ustaya verilmesi mümkün değilken bir ustanın ismi ile beyliğin anılır olmasına şaşırdık. Oysa İsmailbey’in en büyük olasılık olarak Candaroğlu İsmail bey olması gerektiğini duyduk.
Durağan’da yaklaşık 30’a yakın köy dolaştık yıkılmış vakıf eseri olmaktan çıkmış yerine beton camiilerin yer aldığı camiiler gördük.
ÇAL Hocamız “Vakıf kayıtlarında Dutluca camii” dediğinde ilk olarak Dutluca Durağan’ın köyü değil böyle bir köy yok bizde dediğimde ‘Dutluca Durağan’ın köyü kayıtlar öyle yazıyor’ cümlesi ile başladığımız araştırma da Yeşilyurt köyünün eski isminin Dutluca olduğunu ve bahsedilen camiinin orada olduğunu öğrenerek köye hareket ettik.
Küçük ve mütevazi bir camii ile karşılaştık. Önce Prof. Halit bey camiinin özelliklerine baktı mimarisine ve ahşap işçiliğine bakarak ‘bu camii Mimar Sinan’ın ustalarından birine aitmiş gibi duruyor’ güzel bir camii Durağan’da şu ana kadar tespit edebildiğimiz yaşayan tek vakıf camiisi’ demesi ile şok oldum. Oysa bana göre sıradan bir camii idi. Prof. Halit bey. Camiinin kayıtlardaki ölçüsü ile uyuşup uyuşmadığına bakmak için ölçülerini, mimari şeklini not etti. Daha sonra köyün imamı ile sohbet ettik. İmamın camiinin kapısından bahsetmesi ile Halit beyin ve benim heyecanım bir kat daha arttı. İmama kapıyı sorduğumuzda kapıyı minareye koyduklarını, camiinin döküldüğünü, yetmediğini ve daha geniş bir camii için harekete geçtiklerini imamevi ve camii için çalışma başlattıklarını öğrendik. Prof. Halit bey kapının gelmesi ile şaşkınlığı daha da arttı. Kapıdaki işleme sanatı bu güne kadar bu bölgede gördüklerinin en iyi olduğunu ve buna sahip çıkmaları gerektiğini söyledi.
Orada bulunan imama ve insanlara dönerek; “arkadaşlar camiinizi yıkmayın. Bu tarihi bir camii babanız, dedeniz bu camide ibadet etti. Onların hatıralarını küstürmeyin. Yeni camii yapmak istiyorsanız, Devletten başka bir yere alın ya da köyden birisinin arsasının üstüne yapın. Gelin camiiye dokunmayın” diyerek ordan ayrıldık.
Biz Durağana geldikten sonra yine camiinin yıkılması için uğraşmalar başladı. 2013 yılına kadar 3 kez yıkım kararı çıktı. Her seferinde yıkımı durdurarak erteledik. O esnada bize gelip söylenmedik laf mı kaldı! Cami düşmanı olduğumuz, cemaat düşmanı diyerek lanse edilmediğimiz mi, kaldı! Ama doğru bildiğimizi söyleyerek tarihi caminin önemine vurgu yaptık ve yaşaması için ‘oy hesabı değil memleket hesabı’ yaparak siyaset yaptık. 2013 yılına gelindiğinde 3.ncü yıkım kararı gelmişti. Dönemin kaymakamı sayın Davut Düzgün bey beni arayarak ‘Mustafa bey baskılara dayanacak gücüm kalmadı. Yaptığınız haberleri gördüm. Bana bununla ilgili vakıf kayıtlarını getirmezseniz yıkım kararını onaylayacağım. 3 Saate kadar kararın gelmesi gerekiyor” dedi. Vakit kısaydı. Prof. Dr. Halit Çal’ı arayarak durumu anlattım. Kendisi sağ olsun işini gücünü bırakarak vakıf eserleri kayıtlarının tutulduğu yere giderek vakıf kayıtlarını çıkarttı. 1812 yılına kadar uzanan 300 yıllık geçmişi bulunan Osmanlı vakıf kayıtlı camii de görev yapan imamın ismi bile gelmişti. Gelen belgeleri kaymakam beye verdik. Daha sonra Sinop Valisi Dr. Ahmet Cengiz’le de bu durumu istişare ederek ve gazete haberlerini de ekleyerek Samsun Kültür ve tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na gönderdi. Kurulun 17.01.2013 tarih ve 749 sayılı kararı ile 1. Dereceden koruma altına alınarak tescil edildi.
Yaklaşık 1.5 milyon( trilyon)luk yatırımla restore edilen tarihi camii Yeşilyurt’la anılmayı değil Dutluca köyü Dutluca camii olarak yaşamayı hak ediyor. Bu bizim bulamadığımız Dutluca camii’ni Yeşilyurt’ta değil, Dutluca köyünde bulmak tarihe saygı duyan ve o köye o ismi verenlerinde hakkıdır.
Bu vesile ile tüm dayatmalara, zorluklara rağmen caminin yıkılmasına engel olan ve Durağan’ın özellikleri ile yaşayan tek vakıf eserli camisini bizlere armağan eden dönemin kaymakamı Sayın Davut Düzgün’e, dönemin valisi sayın Dr. Ahmet Cengiz’e ve bilhassa kayıtları çıkartan bizlere ulaştıran, bu eserlerin ülkemize kazandırılması için mücadele eden Prof. Dr. Halit Çal’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
Dutluca camii Dutluca’da yaşamalı diyenler şimdi tarihin akışına tarihi kayıtlara bir isim borçlusunuz,DUTLUCA KÖYÜ…
DUTLUCA CAMİİ, DUTLUCA YAŞAMALI!

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest