DÜZEN DEĞİŞMİYOR, DEĞİNMİYORUZ!

Bir şeyler değişsin diye uğraşırken o bir şeylerin hiç değişmediğini görüyoruz her gün. Ve daha çok bu değişime ihtiyaç duyuyorken duyarsızlığın da hadsafhada olduğu apaçık biliniyor. Açıkcası bir süredir yazma isteği gelmiyor içimden. Çünkü ben yazılarımı içten, içimden gelerek yazıyorum. Yazsan olmuyor, yazmasan hiç olmuyor. Sussan olmuyor, susmasan hiç olmuyor. Yazıyorsun adalet makamları yazıyı, kalemi, satırlara dökülen kelimeleri, cümleleri ve bunları bir araya getiren harfleri bir silah ve suç potansiyeli olarak görüyor. Her yazımız adeta takip ediliyor. Bir kılıfla davalar, mahkemeler, ifade kağıtları arkadan geliyor, arıyorlar.. Ucu ülkeyi yöneten tek adam rejimine dokununca haliyle adalet anlayışından, vicdan ve merhametten uzaklaşan adalet dağıtıcıları olan yargı organları da bu sistemi eleştirenleri, iki dudak arasında ülke yöneten partili tek adam sisteminin icraatlarını eleştireni, yahut yanlış olarak bilinen, görünen ve yazılması vicdanen de sorumluluk gerektiren durumlarda “Bu gidişat nereye?” diye soranı sorguluyorlar. Yakayı bıraksalar paçadan tutuyorlar. Kendilerine verilen tek vazife bu mudur bilemiyoruz!. Oysa onların da iyiliğe, adalete, doğruya, doğruluğa ihtiyacı var.
Acaba, “Allah affetse de biz affetmeyiz” mi diyorlar bilinmiyor. Sanki bir örgüt üyesi gibi yargılanıyor yazı yazan. Soruşturma açılıyor. Bizde haliyle soruyoruz tabelasında “Adalet” yazan kurumlara, devletin maaşını alanlara; Tek işleri muhalif avlamak mıdır? diye. Sokaklar hırsız, arsız, düzenbaz, uyuşturucu tüccarı, suç makinesi insanlarla dolu. O kadar rahatlar ki bazısı, “Ön kapıdan girer arka kapıdan çıkarım” diyebilecek kadar gözleri dönmüş. Geçtiğimiz aylarda 100 bine yakın mahkum tahliye edildi. İçlerinde gerçekten adalet bekleyen insanlar elbette vardı. Ama tahliye olduğu gün ya da yakın zaman da yeniden suç işleyenler de. Bu ülkede yazana, konuşana, yalanı, yanlışı sorgulayana yapılan muamele gerçekten suçlu olan, bu ülkenin kaymağını utanmadan, sıkılmadan haksızca, hukuksuzca yiyenlere yapılıyor mu? Sorgulanıyor mu? Defalarca bu konu üzerinde yazılar yazdım ama değişen hiç bir şey yok. Bedeli ödeyen biz ve bizim gibiler oluyor. Bizim de umutla bekleyen sevdiklerimiz, hayallerimiz var. “Yıllarca hepsinden fedakarlık yaptığımız yetmedi mi?” diye soruyoruz kendimize. Değişmiyor işte ne yaparsak yapalım. Ne yazarsak yazalım. Toplum bir robot gibi sorgusuz yönlendiriliyor. Değiştirildiğini gördüğümüz, düşündüğümüz tek husus ülkenin adaletten tamamen sapmış, koparılmış olmasıdır. Herkesin ihtiyacı olan adalette bırakmıyorlar ki gerçeği rahat rahat yazabilelim. Buna rağmen usanmadan yazıyoruz, anlatıyoruz. Ülkede her şeyin, her alanın hasta olduğu bir gerçek. Bunlarla ilgilenmek yerine yıkılan, yok edilen sac ayaklarını tamir etmek yerine, yanlış giden bir şeyleri, ya da fikrini ifade edenleri içeri tıktırmak doğru mudur? Ülkenin onlarca sorunu varken tek sorun olarak görülen yazı yazmak mıdır? Yürümek midir? Haykırmak mıdır? Devletine, milletine sahip çıkan, bayrak sevdalısı olanlara ülkesinin iyiye gitmesi için mücadele edenlere gözdağı vermek trollerin, kim olduğu belli olmayan sahte hesapların CİMER şikâyetleriyle sırf yazıyor diye şerefini, onurunu, duruşunu zedelemek insani midir? Bu ülkeye düşman olmayan herkes dostumuzdur. Tek gaye ülkemizin geleceği ve devletimizin daimi varlığıdır. Yığınla sorunumuz var. Tarım, sanayi, ticaret, işsizlik, hayat pahalılığı kısaca ekonomoyi ayakta tutan, ekonomiye güç katan, katma değeri ile ülkemizi diri tutan unsurlar, işçisi, çiftçisi, aşçısı, esnafı can çekişiyor. Teşhisi belli olan ancak ısrarla ülkede iyileştirilmesi istenmeyen büyük hastalıklarla mücadele ediyoruz. Bu hastalık kişilerin beden hastalığı değil, ameliyat masasına yatırılmış, narkozu toplumlara vurulmuş, masa üzerinde liğme liğme parçalanan bir hastalık.
Gündemden şu sıra epey uzak kalsam da kafa dinlemek için de bir bahane oldu aslında. Uykusuz geçen geceler geçirdik ama hiç bir zorluğa karşı pes etmedik. Çünkü dünya ve içindekilerin hepsi gelip geçicidir. Mesele doğru olanı, adil olanı haykırabilmektir. Geçtiğimiz sene bugün İBB seçimleri sonuçlanmış, o süre boyunca ülkeyi yöneten devlet yöneticilerinin ağzından kendilerinden olmayanlara meydan meydan, kanal kanal “İllet zillet, hain” diye yaftalanan hakarete uğrayan milyonlarca insanın tepkisi sandığa yansımıştı. Ve o adaetsizlik sandıktan adalet olarak çıkmıştı. Bir yanda devlet imkanları, bir yanda güç otoritesi. Diğer yanda cılız imkanlara sahip bir aday.. İsmi, cismi, kim olduğu hiç önemli değil. Bu sizlerden biri de olabilirdi. Bu siz de olabilirdiniz. Buradaki durum fotoğrafın ta kendisidir. Karşısındakini aşağılamak, küçümsemek, ezmek, kendisini de böbürlü, kibirli olarak yansıtmak. İnsan her zaman aciz bir varlıktır. İnsanı yaratan yüce Allah yeryüzünde kibirli olanların ahirette sürüne sürüne hesap vereceğini beyan ediyor. Mevlana Hz’lerinin ifade ettiği gibi, “Ne insanlar gördüm üzerinde elbise yok. Ne elbiseler gördüm içinde elbise yok.” diye.. Daha ne diyelim..

Yazmaya devam edeceğiz..
Düzensiz düzene inatla..

Ali Osman ÖNDER

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest