GÜZEL GÜNLER ESKİDE KALDI!

Hem de o kadar güzel günlerdi ki…. Yokluğa, yoksulluğa, fakirliğe rağmen… Her şeyin sade olduğu, değerinin bilindiği günler. Doğruların fazla, yanlışların da yok denilecek kadar az olduğu günler..

Kimseye bir şey anlatılamaz oldu..
Doğru savunulamaz duruma getirildi. Herkesin gönlü, yüreği, aklı, ruhu, bedeni bir şeylere hapsedildi. Herkes aslında özgürlüğünü yaşadığı birer sistem mahkumu. Sistemin kurbanı. Eliyle “Evet” dediğine diliyle sövdüğü bir sistem. Yine de mutlu ama geçici.. Yine de huzurlu ama geçici.. Çünkü hepsi anlık, o günün bir ihtişamı sadece. “Her şey var hiç bir şey yok” gibisinden yani. Evleri var, arabaları var, bol kıyafetleri var, lüks düşkünlüğü, gece hayatları, marka düşkünlüğü var ama içlerinde zerre miktarı kadar ruh yok. Ahşap evlerdeki, yamaçlardaki, kırlardaki huzur kokan evler yok. Betona aşık aşıklar!.. Saltanata, şatafata sevdalı sevdalılar!.. Oysa ne aşk, ne de sevda bunlar değildi. Mutsuz doyumsuzluk.. Huzursuz istekler listesiydi bunun adı…

Ayaktan saç tellerine kadar ruhsuzluk hakim. Samimiyet, teslimiyet, sadakat, şuur, bilinç, duygu, sevgi işgal edildi, kafanın içindeki beyin mekanizması ele geçirildi. Bu düzen kimini medya, kimini eşya, kimini şatafat, kimini lüks, kimini de dünyanın rengine hapsetti. İşte bu yüzden anlaşılamadık. İç alemdeki duygular birleşemez oldu yıllardır. Yeri göğü yaradan rabbimiz bilir gecenin nasıl bittiğini, gündüzün nasıl akıp gittiğini.. Kimi dışa güler, belli etmez yüreğindeki koru. Kimi de dışa ağlar, belli etmez yüreğindeki sevinci, mutluluğu. Sahici olmak mıdır suç olan?… Yoksa suç mudur sahici olmak?.. Manevi duygular, maddi duygularla yer değiştirdi. Duygusallaştıramadık gitti kapıları iç dünyalara kapalı olan duyguları..

Eskiye dair, eskilere dair ne varsa unutturuldu. Bitkisel hayatta yaşayan insan modeli oluşturuldu. Beynine hükmedilen robot toplumlar yetiştirildi. Mücadelesini verdiğimiz hayatta doğruları konuşamaz olduk. Helal süt emmiş adil idarecilere hasret kaldık. Hukuk sadece kişinin kalbindeki vicdan terazisinde tartılıyor. Bir kişi eleştiriliyor diye, bir ülke bataklığa sürükleniyor diye haykırmak bile suç olarak ifade ediliyor. Vicdanlara emanet hukuk. Hesap; yanlıştan değil, doğruların kökünü kazıyanlardan değil, bunların karşısında onuruyla, vatan, millet, toprak sevdasıyla kalemleriyle dik duranlardan soruluyor.

Bir ülkede Avukatlar bile ‘Adalet’ diye bağırıyor, hak, hukuk arıyorsa o ülkede adalet terazisinin menfaatlere nasıl boyun eğdiğini işaret etmektedir. Öleceğini bile bile Allah’tan bile korkmayan, kul hakkı yiyenlerden hesap sormayan, soramayan bu sistem adalet değildir. Geç gelen adalet ise sadece büyük bir vebalin geçmişteki kalıntısıdır. “Ahhh” alan bu dünyada el üstünde olabilir ancak Allah’ın adaleti karşısında elbette ki karşılığını görür. Orada torpil, torpilli makamlar geçmez. Dünyada gücü, yetkiyi elinde bulunduranlar bu hesaptan hiç mi korkmazlar? Bir yanda 1 lirası olmadığı için gece yatağında gizli gizli ağlayanlar, diğer yanda da da bir gece de milyonları yiyip çar çur edenler. Bizim derdimiz kişiler değil. Cisimleri, isimleri, aileleri hiç değil. Bizim derdimiz devletimizin içine çöreklenmiş olan milletin hakkını, hukukunu çatır çatır utanmadan, sıkılmadan ‘Hiç’ edenler…
Ailelerine, yandaşlarına, yağcılarına devletin kasasını kendi cebi gibi görenler.. Gayemiz yanlıştan uzak tutmak.. Bu dünya uğruna değmez demek.. İnsan gibi dosdoğru yaşamalarını sağlamaya çalışmak..

Ne tarih kaldı. Ne de tarihi bir eser. Tarihi tarihten, insanı insandan, insanlığı insanlıktan, adaleti adaletten, vicdanı vicdandan, iyiliği iyilikten, huzuru huzurdan, hakkı haktan, hukuku hukuktan kopardılar, ayırdılar, uzaklaştırdılar. Hayatımızın birer parçası olan kurallar, tanımlar, değerler birbirine düşman oldu. Birbirine ayna olan bu güzellikler birbirine nefretle bakar oldu. Böldüler.. Önce içimizi.. Sonra dışımızı.. Aileler, aile bağlarından kopuk. Eşler bir arkadaş edasıyla evlerde hayatını sürdürüyor. Sönüyoruz. Işıl ışıl parlayan güzellikler bir bir sönüyor. Sona doğru yaklaştık..

Toparlanın gidiyoruz. Kötülüklerin arasından sıyrıla sıyrıla.. Bambaşka duygularla tertemiz dünyalara.. Uçsuz bucaksız diyarlara..

Şu ölümlü dünyada poşetin dibindeki ekmek kırıntısını atmaya dahi kıyamayan insanları kıymamalı, kıymetini bilmeli, yüreğindeki sevgisini yaşamayı fırsat bilmeli. ÇÜNKÜ; Bu dünyanın ikinci seansı yok!..

Üsküdar başkasın!
Bugün Üsküdar Bağlarbaşı tarafında bir işim vardı. Tarihi Çinili Camii ve hamamı’nın bulunduğu sokakta bekliyordum. Sokağın içerisinde yol çalışması vardı. Nezih bir sokak olduğu her halinden belliydi. Sokakta yol çalışmasını yapan kepçenin yanında arkadaşımı beklerken yukardan bir ses yolda çalışan işçiye sesleniyordu: “Bakar mısınız. Yemek yediniz mi?” Çalışan işçi şaşkınlık içerisinde: “Hayır yemedik.” Balkondaki kişi: “Kaç kişisiniz? Size yemek, çay hazırlayacağım.” Yol çalışanı: “5 kişiyiz abla. Çok sağolasın” dedi. Bende işçiye yaklaşıp, “İşte insanlık ölmedi dedirten davranış” diyerek oradan ayrıldım. Güzellikten bahsedince bu yaşanandan bahsetmesem olmazdı..

Haftaya görüşmek dileğiyle…

Ali Osman ÖNDER

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest