BİLİNÇLENMEK ZORUNDAYIZ!

Bir bayramı daha geride bırakırken ciğerlerimiz yandı, ateşimiz yükseldi..
Bayramın 4. günü Türkiye’nin dört bir yanından gelen orman yangını haberlerine Durağan ve Boyabat ilçelerinden gelen haberlerde eklendi.
Sorumsuzca terk ettiğimiz mangallar, ‘bir şey olmaz’ diyerek attığımız cam şişeler maalesef ciğerlerimizi yakıyor, geleceğimizi tehdit ediyor…
Bir yanda rant uğruna açılan sahil bantları, diğer yanda yine rant uğruna yakılan ormanlar..
Maalesef ülkemizde son dönemlerde gerek barajlar gerekse küresel ısınmanın meydana getirdiği ekolojik dengedeki bozulmalar nedeni ile değişen iklim yapısına son yıllarda artan orman yangınları da ciddi bir risk teşkil etmeye başlamıştır.
Tarım ve Orman Bakanı Ekrem Pakdemirli’nin açıklamalarıan göre 1 Ocak 2018 ile 27 Eylül 2019 tarihleri arasında ülkemizde meydana gelen toplam orman yangını 4 bin 123 iken yangınlardan zarar gören orman alanı ise 9 bin 636 hektar…
2020 yılına gelindiğine ise bu rakam daha da artacak gibi görülüyor. Özellikle Ege ve Akdeniz havzasında artan ya da sabote edilen, ranta kurban giden orman alanlarının yanına bu yıl Karadeniz’de görülmeye başlana orman yangınları da eklendiğinde sadece ciğerlerimiz değil geleceğimiz, su kaynaklarımız, doğal yaşamımız da tehdit almaya başlamıştır…
Bu yıl Karadeniz bölgesinde Aralık ayında çıkan orman yangınlarında 280 hektar orman ve 10 hektarlık tarım arazisi yandığı düşünüldüğünde durumun ciddiyeti kendini daha fazla hissettirecektir.
Maalesef ormanların kaybolmasını sadece yeşilliğin kaybolması olarak algılayanlar kaybolan su kaynaklarını ve buna bağplı bilinçsizce kullanılan yer altı su kullanımlarını düşündüğümüzde ortaya tarımımızı da vuracak olan kuraklığın her geçen yıl daha da arttığını tarım alanlarının kaybolmaya başladığını sulu tarımın yok olduğunu yaşayarak öğrenecektir.
Bu kapsamda günümüz dünyasında gün geçtikçe etkisini daha fazla hissettiren insan kaynaklı iklim değişikliği kentler ve yaşadığımız coğrafya içinde büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkmaktadır. Aniden bastıran yağışlar, zamanlı zamansız gelen beklenmedik fırtına ve iklim olayları, sıcak hava dalgaları, birdenbire soğuyan hava olayları sadece yaşam şeklimizi değiştirirken can kayıplarını, ekonomik kayıpları da beraberinde getirmektedir.
Günümüz dünyasında gelişen ekonomiler artık uluslararası platformda bir coğrafyaya sadece sömürmek için değil iklimdeki değişime nüdahele etmek, dünyamızı tehdit eden yer altı ve yer üstü olaylarında da iklimlere, coğrafi değişimlere engel olmak için gerek sivil toplum örgütleri gerekse devlet kaynakları anlamında ciddi yatrırımlar yapmaktadırlar. Bir çok gelişmiş olan yerel yönetimler ise bütçelerinin önemli kısımlarını kentlerin bu minvalde değişim dönüşümüne ciddi kaynaklar aktarmaktadırlar.
Maalesef ülkemiz yıllardır su zengini, orman zengini denilerek hoyratça kullanılmış yerel yönetimler; özellikle küçük yerleşim yerlerinde bu kaynakların kullanımında sorumluluk üstlenmemiş, planlamalara dahil edilmemiştir.
Artık yerel yönetimler bu konularla ilgili ciddi adımlar atmak zorundadır..
İnsanımıza yeni ekonomik kanallar açarken bilinçlendirmek, yönlendirmek ve daha sı küçük dokunuşlarla büyük işler başarmak zorundadırlar. Milli parklar dev asa yatırımlar yaparken aynı zamanda kırsalda orman köylüsünü rahatlatacak ormana karşı sorumluluğunu arttıracak, köylüye ekonomik katkılar getirecek yollar sunmak zorundadır. Ormana giriş ve çıkışlar belirli dönemler kontrolllü olarak sağlanmalı, yerel yönetimlerde vatandaşın piknik gezi alanlarını daha da çok arttırarak bu ihtiyacı giderecek masrafını kamu zararı olarak kendi üstlenebilecekleri bir yöntemle çözmelidir. Her yer piknik alanı her nokta ateş yakılabilir bir yer olmaktan çıkmalıdır.Şayet elimizi taşın altına koymaz isek gelecekte o ateş hepimizi yakacak! içecek suyu filtrelerden içer, sulu tarımı da filmlerden izlemek zorunda kalabiliriz… Ciğerler duman, orman talan, gelecek ise yalan olmadan bilinçlenmek zorundayız..

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest