KLAVYENİN TUŞU HÜKÜMETE GEÇERSE!..

Türkiye savruluyor…
Türkiye kuraklık ve bilinçsiz su kullanımı nedeni ile kavruluyor.
Türkiye ekonomideki pembe tablolarla adeta uyutuluyor..
Türkiye kendi gerçeklerine gözlerini kapatarak; lüks arabalar, satın alınan daireler ve yaşanan şatafatlı hayatın rüzgarında rüyalar aleminde geziyor…
Kime sorsanız(özellikle iktidar partisine oy verenlere) Türkiye’nin büyümesinden insanımızın aldığı lüks arabaların zenginliğinden, daire alanın nakit olarak ortaya döktüğü paradan bahsederek zengin ülke olduğumuzdan bahseder..
Oysa bu gün ülkede nakiti olmayan kazandığı ile dönen bir çok esnaf siftahsız dükkan kapatmakta, borcuna borç eklemektedir.
Çiftçi her yıl bir önceki yılı arar hale gelmiştir.
Çiftçinin girdilerinde artan maliyetler, hayvancılığın getirdiği ekstra giderler tecire yok pahasına verilmek zorunda kalan hayvan sayısındaki artış; bir kesimi zenginleştirirken bir kesimide devlete muhtaç hale getirmektedir.
Kazanmak için çalışan, çalışırken kaybeden işçi, evinde çocuğuna umut olmak için sarıp sarmalayan gözyaşı döken anne…
Bu gün dünden iyiyse yarın için kaygı yok ise bu kazanma hırsının sebebi nedir?
Maalesef ülkemizde her kesim bindiği arabanın, oturduğu dairenin, yediği yemeğin gösterişinde sınır tanımazken ülkede bir kesim yokluğun pençesindedir.
Ülkede;
1- Devletin besledikleri,
2- Devletten beslenenler
3- Emeği ile geçinenler
4- Koltuktan geçinenler
Ve bir de siyasetten geçinenler vardır.
1-2 ve 4 doğrudan iktidar cephesini savunurken, siyasetten geçinen gruplarda ise iktidar ve muhalefet ayırt etmeksizin duruma göre şekil alan toplumun duygu ve düşüncelerini fırsata çeviren gruplardır.
Bu ülkede siyasetten geçinen gruplar üretmeyen, esnaf gibi düşünmeyen, düşüncesini belli etmeyen her yaklaştığı grubun fikrini benimseyen, kendi görüş ve düşüncesini istediğini elde edene kadar göstermeyen gruplardır. Maalesef özellikle tek parti dönemlerinde bu grub isteklerini kendileri değil ellerinde tuttukları bir grup fikir yoksunu, düşünmekten uzak kişiler üzerinden topluma empoze ederler…
Bunu en iyi anlatan Adolf Hitler’in propaganda bakanı Dr. Paul Joseph Goebbels’dir.
Goebbels “öyle bir büyük yalan söyle ki herkes inansın”
“Goebbels’ in teorileri içerisinde, ilk önce mevcut yürürlükte olan kanunları değiştirerek, kendi isteği doğrultusunda geleceği garanti altına alacak kanun ve yasaları çıkartıp, bunları uygulamaya koymak için ise önüne çıkabilecek engelleri ortadan kaldıracak güç olarak gördüğü polis sayısını ve yetkilerini artırıp, istihbarat teşkilatını güçlendirerek, korku imparatorluğu kurmak için fişleme ve takip etme yöntemleri bulunmaktadır. Bu sayede halk sindirilmeye çalışmıştır.
Goebbels “Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır” der…
Önüne çıkabilecek engelleri kaldırıp, yazılı ve görsel basın ve yayın kurumlarını tek tek ele geçirmek ve denetimlerini kendi bünyelerine almak suretiyle, olabilecek bütün eleştiriler bertaraf edilmekte, gündem sürekli çeşitli taktik oyunlarıyla değiştirip halkın beynini yıkanıyordu. Bu sayede asıl gerçekler baskı ve korkudan gün yüzüne çıkamamıştır. Özellikle Hitler, halka anlatılmaya çalışıldığında ise yiğit, yürekli, halktan biri olup Alman halkı için ve ülke toprakları için canını vermeye hazır, kendisi için hiç bir şey istemeyen bir profil çizilerek, bu profil halka empoze edilerek, halkın sonuna kadar ona destek verilmesine çalışılırdı(https://www.tarihkomplo.com/2015/12/bir-propoganda-dehas-joseph-goebbels.html)
Yokluğun pençesinde yaşayanlar devlet otoritesini unutmuş, devletin beslediği ve iktidar elden gittiğinde her şeyi kaybeceğini zannedenler olmuştur.
Devletten beslenenler ise kendi gelecekleri için bu yalana ortak olmuş varlıklarını sürdürmek düzeni korumak için sürekli ve amansız iktidar destekçisi haline gelmiştir.
Emeği ile geçinenler ise beslenenlerin söylemi, devletin beslediklerinin ise baskısı ile sessiz bir topluma dönüşmüştür.
Koltuk teslim edilen ve makamdan geçinenler ise en büyük şakşakı hak eden(!?) liyakatı duvara asan, iktidar temsilcilerine şirin gözükerek koltuğu korumak adına, devlet bilincini yok etme pahasına yıllarca biriktirdiği erdemi, insanlığı, gururu, devlet terbiyesini siyasete pul, kendini de iktidarlara kul edenlerdir….
İşte o nedenle böyle durumlarda Goebbels’in dedikleri daha iyi irdelenmelidir. İktidarlar güç kaybettiğinde Goebbels’in fikirleri devreye girer! Milli seferberlik ilan edilir, enflasyon yükselir, dolar almış başını gider, altın uçuşa geçse de onu durduran güç Goebbels’in fikirleridir.
Siyasetten geçinen gruplar altınızdaki arabayı, oturduğunuz daireyi bankadaki paranızı göstererek ‘zenginsiniz’ der, ama ülke olarak düşen değerinizden, başınıza geleceklerden bahsetmez… Çünkü; korkuları akıllarını esir etmiştir. Düşünmek, değerlendirmek özgür bireylerin işidir. Korkularınız, aklınızı kullanmaya engelse özgür değilsinizdir! Her düşünce aklın işidir amma her söz aklın ön gördüğü nitelikte değildir. Goebbels der kİ; “Basını hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün” klavyeyi kullananlar özgür değilse dinlediklerinizde klavyenin tuşlarına basana ait değildir………..

E-posta:[email protected]

 

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest