2. TUFAN GELİYOR!

Dünya tarihi boyunca insanlık alemi kendisini bataklıktan, yanlışlardan, yalanlardan kurtararak, mücadele ederek vesile olanları gördüğü gibi, kendisini sürekli bataklığa, yanlışlara, yalanlara sürükleyenleri de geçte olsa görmüştür. Bazı toplumlara ise bu gecikmeli görme bir işe yaramamış, bilakis kendisinin helak olmasına, felaketleri yaşamasına sebep olmuştur. Zalim Firavun’un ölürken iman etmesi, halkının son nefesteki çığlıkları gibi. Nemrud’un ve halkının son çırpınışları gibi. Günümüzde yaşadığımız, içerisinde bulunduğumuz adaletsiz ve acımasız düzen de her ne kadar eskiye, eski yaşama göre teknoloji de çağ atlatıldığı bilinse de, söylense de zihinler, zulümler asırlar geçse de hiç değişmiyor. O gün peygamberimize ve ona tabii olanlara yapılanlar, Hz. Musa’ya (a.s) ve ona tabii olanlara yapılmak istenen zulümler bugün onun yolundan gidenlere yapılmaktadır. O gün Hz. İbrahim’i (a.s) doğruları tebliğ ettiği diye koca bir ateşin içine atmak isteyen zalimler, Hz. Nuh’un (a.s) gemisine binmeyip yaradana meydan okuyan acizler! bugün de elindeki güçle, elindeki çekiçle paraya, makama, saltanata, şatafat ve güce tapanlar ordusu var ettiler. Tarih boyunca toplumlar doğruluğun doğru olduğunu, felaketle yüzleştiğinde görebilmişlerdir. Doğruyu anlatmak tarih boyunca hep zor olmuştur. Yanlışı yaşamak ise hep tatlı gelmiştir. Yönetilen halkın hareket eden tüm hücreleri bu tatlılıklar neticesinde zulmedene taparcasına itaat etmesi sağlanmıştır. Bunun örnekleri hem yüce Allah’ın kitabında, hem varislerinin miras bıraktığı güzergahta, hem de dünya ülkelerinin yönetim biçimlerinde tarihin sayfalarında hatta tahrip olmuş, hükmü ortadan kalkmış tüm dinlerde bu ve buna benzer hususlar çok sık yer almaktadır. İlk insan ve ilk peygamber olan Hz. Adem Aleyhisselamın oğulları Habil ve Kabil arasında başlayan, “Hak ile Batıl, doğru ile yanlış, gerçek ile yalan” mücadelesi günümüze kadar gelmiştir. Bu mücadele dünyanın var olduğu güne, kıyamet saatine kadar, son ana kadar ilelebet sürecektir. Elbette herkes yaptığı ile yüzleşecek, hesaplaşacaktır. Kimileri dünya mahkemelerinde, vicdanlarında, kimileri de ahiret mahkemelerinde yargılanacaklardır. Hepimizin ortak noktası, hesap merkezi ikincisi ve sonuncusu olandır. Tarih, gerçekleri saklayanları, doğrulardan uzak duranları hep zalim olarak nitelendirmiş, gerçeği bir zaman sonra açığa çıkarmıştır. Her zaman bilinen bir gerçek vardır. O da; Yalanlarla istediğiniz yere bir zamana kadar gidebilirsiniz ama sonucu sadece acı bir hüsrandır. Gerçek suratlar tıpkı günümüzde yapılan estetikli, makyajın altında saklıdır. Hakikat sadece o makyajın altında saklı olan, saklanandır. Makyajlı yüzler nasıl ki gerçek teni, gerçek rengi, gerçek deriyi kapatıp üzerine pudralıyor, tabiri caizse kendisinde gördüğü çirkinlikleri kapatıp gerçek yüzünü gizliyorsa bugün yönetilen insana verilen algısal yaşam biçimi de böyledir. İçinde huzurun ve mutluluğun olmadığı bir yaşam biçimi adaletsizliğin, zulmün, her türlü arsızlığın hüküm sürdüğü ama zevk verdiüi, esir alındığı beyinlerin kölelik sisteminden ibarettir. Ekonomideki çöküş, ahlâk ve adaletteki çöküş, vicdanlarda ve kalplerdeki çöküş adeta 2. tufanı herkese yaklaştırıyor.
Ne diyelim hayırlısı…

DİZ ÇÖKTÜKLERİ FİRAVUNLAR!

Eskiler eskiden güzeldi..
Şimdikilerin tam tersi..
Her şeyde bir huzur kokardı..
Şehirler, insanlar, bahçeli evler..
Mevsimler bile bir başkaydı.
İnsan bozulunca bozuldu doğa..
İnsan bozulunca bozuldu adalet..
İnsan bozulunca bozuldu insanlık..
Yönetenler, yönetilenler bozdu!..
Yalancılar, yiyenler, yedirenler bozdu..
Tatlı geldi haram kazançlar..
Allah diyerek çalmak..
Allah diyerek aldatmak..
Gurur sayıldı, onur duyuldu..
Rant, riya, riba, kibriya…
Her kötü huy diploma sayıldı.
Yok, yok.. “Çivisi çıktı diyoruz!” ya hani.
Sadece çıkan çivi değilmiş meğer!..
O sağlam ruhta çıktı gitti bedenlerden.
Kirli zihinler üredi, türedi, büyüdü..
Safları yamuk, secdeleri şeytan oldu.
Kıbleleri diz çöktükleri firavunlar!..
Din, iman, huzur, adalet dedikleri para..

**
Tahtası eksik olanların köşesi benimkisi..
Aykırı bir adamım ben…
Ok gibi batarım göze…
Kimilere sever sarılır…
Kimileri söver ana avrat…
Tuhaf biriyim işte..
Aslında çok duygusal…
Sevilecek duyguları olan..
Tahtası eksik biriyim…
Atölye kafası gibiyim..
Eğriyi doğrultmak için uğraşırım…
Sabahları suya limon sıkıp içen…
Metrobüste en köşede durup yolu seyreden…
İçi acıyan..
Düşene tekme atmayan…
İşte böyleyim ben..
Tuhaf ve ilginç…
Malı, mülkü, serveti olan değil..
Malı, mülkü, serveti olmayan dürüst bir çizgide yolunda yürüyen…
Sırtımda ceketim, elimde kalemim…
Bir de hayallerim…
Haaa bir de nasip olursa sevdiğim…

Ali Osman ÖNDER

E-posta: [email protected]

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest