92 YIL ÖNCE SİNOP’TA BAŞLAYAN TÜRKÇE AŞKIMIZ!

92 Yıl önce idi!. Sinop limanına demirleyen ‘İzmir’ gemisi Karadeniz seyahatine çıkan ulu önder Atatürk’ü Sinop sahillerine indiriyordu.
Ulu önderin Sinop’u ziyareti ilk değildi..

Yıl 1919’da Anadolu’da kurtuluş mücadelesini başlatmak için ‘Bandırma’ vapuru ile yola çıktığında ilk durak yeri olan Sinop’a bu kez bir milletin geleceğine damga vuracak yeni Türk alfabelerini tanıtmak için iniyordu.

Onun için Türk alfabelerinin kabulu önemli idi.. Atatürk, 9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul’da Sarayburnu Parkı’nda düzenlenen bir şenlik sırasında daha kanunlaşmayan ve ‘TÜRK HARFLERİ’ adı ile anılan harf devrimini şu sözlerle duyuruyordu;
Arkadaşlar, güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Arkadaşlar, bizim güzel ahenkli, zengin lisanımız yeniTürk harfleri ile kendini gösterecektir. Asırlardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlayamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak mecburiyetindeyiz. Lisanımızı muhakkak anlamak istiyoruz. Bu yeni harflerle behemehal pek çabuk bir zamanda mükemmel bir surette anlaşacağız ki, Milletimizin yazısıyla kafasıyla bütün medeniyet aleminin yanında olduğunu gösterecektir. Vatandaşlar, yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, kadına, erkeğe, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz” diyordu.

Ulu önder için Türkiye’de Türkçe eğitim ve Türkler tarafından verilmesi o kadar önemli idi ki, 1926 yılının Şubat ayında yabancı ve azınlık okulları hakkında o zamanın ‘Maarif vekilliği’ tarafından yayınlanan genelgeler durumun vehametini ortaya koyuyordu. İşte o genelgelerden;
1-Yabancı ve azınlık okullarındaki öğrenciler her şeyden önce Türkçeyi öğrenmeli ve Türklüğü kavramalıdırlar. Bunun için Türkçe öğretmenleri özellikle denetlenmelidir.
2- Yabancı okullardaki Türkçe öğretmenlerinin yüksek okul çıkışlı olmaları şarttır. İlköğretim düzeyindekiler ise lise çıkışlı ve öğretmen sertifikalı olacaktır.
3- Maarif Müdürleri, bu okullara atanan Türkçe, Tarih ve Coğrafya öğretmenlerinin “öz Türk” olmalarına dikkat edeceklerdir.
4-Türkçe konuşma, okuma – yazma çok önemlidir. Türkçeden geçmeyen öğrenci sınıfta kalmış sayılacaktır. Türkçe derslerini kasten ihmal eden azınlık ve yabancı okullar, derhal kapatılacaktır.
Türkçe’nin ve Türklüğün bu kadar önemli olduğu bir safhada, eğitimin okuma yazma oranı yüksek olan azınlıklara ve de Arap alfabelerine teslim edilmesi beklenemezdi. 0 yıllarda yapılan istatiski verilerde Türk insanı yıllarca süren savaşlardan cepheden cepheye koşmuş bu vesile ile okumuş eğitilmiş insanları vatan ve millet uğrunda cephelerde kaybolup giderken, Osmanlı’yı çöküşe götüren, askere gitmeyen, vergi vermeyen azınlık statüsündekiler, dönmelerdi, eğitimli olanlar!.. Eğitim bunlara, gelecek bunlara teslim edilemezdi…
Atatürk, Türk alfabesi ile Türk’ü yeniden buluşturmuştu. ‘Millet Mektebleri’ ile Anadolu’nun dört bir yanında başlayan eğitim mücadelesin de amacını Tekirdağ’da söylediği şu sözlerle özetliyordu;
…yeni Türk harfleri ile, gözler kamaştı-, rıcı Türk manevi inkişafının vâsıl olabileceği kudret ve itibarın, beynelmilel seviyesini, gözlerimi kapayarak şimdiden o kadar parlak görüyorum ki, bu manzara beni gaşyediyor.” (Vakit : 24.8.1928, s.l)
Harf İnkılabının ilk adımı, 20 Mayıs 1928’de 1288 sayılı kanunla, Arap rakamlarının kullanılmasına son verilerek, uluslararası rakamların kabulü ile başlamıştı.
Karadeniz seyahatinde, Gazi Hazretleri ilk yazı dersini 15 Eylül 1928 günü Sinop’ta verdi. İkinci yazı dersini de 16 Eylül 1928 günü Samsun’da verdi. 21 Eylül 1928 yılında Ankara’da Atatürk harf inkılabı için şu sözleri söylüyordu; “…Herşeyden evvel, her inkişafın ilk yapı taşı olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan evvel büyük Türk Milleti’ne, onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol haricinde kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lâzımdır.Büyük Türk böyle bir vasıta ile sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Lâtin esasından alınan Türk Alfabesidir.
Atatürk yurt gezilerinde başlattığı Türk Harf devrimini TBMM’nde 1 Kasım 1928’de Latin esasından alınan harfleri (Türk dilinin özelliklerini belirten işaretlere de yer vererek) “Türk harfleri” adıyla 1353 Sayılı Kanunla kabul edilmesini sağlamış, 1 Ocak 1929 yılından itibaren tüm yurtta ki yazışmalar yeni Türk alfabesi ile yapılmaya başlanmıştır.
Ulu önder Atatürk’ün döneminde kanunlar hep Türk’ten ve Türkçe’den yana çıkıyordu. Bunlar bazen Fransa ile bazen de ABD ile karşıya kalınsa bile şiddetle uygulanıyor, uymayanlar anında cezalandırılıyordu.
1926 Martında da Bakanlık, yabancı okulların kapitülasyonlar döneminden beri uyguladıklar bazı gelenekleri kaldırdı. Buna göre, “yabancı okulların son sınıf öğrencilerinin sefaretlerde sınava alınmaları yasaktı. Son sınıf sınavları da okullarında ve müfettiş denetiminde yapılacaktı. Ayrıca başarılı öğrencilere verilen ödüllerde yabancı devletlerin bayrakları ve başka işaretleri bulunmayacaktı” demekte ve sıkı denetimler yapılmakta idi.
1927 yılının sonlarında ise Bursa Amerikan Koleji’nde dört müslüman öğrencinin Hristiyan olması üzerine Bakanlık buna büyük bir duyarlılık göstererek, Okulu derhal kapatmıştı.
92 yıl önce Sinop’a geldiğinde Türk alfabesi ile Türk okullarına hız ve umut veren Mustafa Kemal Atatürk’ün gözbebeği Milli Eğitim Bakanlığı okulları bu yıl pandemi gölgesinde açıyor.
Tüm dünyayı etkisi altına alan COVİD 19 önlemleri ile açılacak olan yüzyüze eğitimde Milli Eğitim Bakanlığının belirlediği ve yayınladığı rehber doğrultusunda çocuklarımız öğretmenleri ile buluşuyor. Veliler korksa da, toplum gerilse de dünyanın kabul ettiği ve yaşamak zorunda olduğu bu süreçte tek gerçek hiç bir eğitim modelinin yüzyüze eğitimi tutmayacağının anlaşılmış olmasıdır.
92 yıl önce Sinop’ta arabacı Bekir efendi’ye karatahta da Atamızın öğrettiği Türkçe ile öğreniyor Türkçe ile geleceğe gidiyoruz. Lakin uzaktan eğitimle devam eden öğrencilerimizin gerek teknolojik olarak gerekse alt yapı eksikliğinden kaynaklanan sorunları bitmeli devlet televizyonu olmayan eve, bilgisayarı, tableti olmayan çocuğa da ulaşmalıdır. Aksi takdirde karatahta da öğrettiğimiz Türkçeyi bu çağda öğretemez çocuklarımıza bilimsel gelişmeyle ulaşamazsak başarı da hayal olur gelecekte kaybolur.. Asıl olan yüzyüze eğitime geçene kadar çocuklarımızı eğitimden uzak tutmadan onlara ulaşmak öğrenme isteklerini zaaafa uğratmadan eğitimde boşluk oluşturmamaktır. Yeni eğitİm ve öğretim yılının ülkemize, ilimize ve ilçemize hayırlı olmasını diliyor, tüm dünyayı kasıp kavuran COVİD’siz günlerde okul bahçelerinin, sokakların neşe ile, huzur ile, şarkı ile, türkü ile TÜRKÇE konuşan TÜRKÇE söyleyen dillerle buluşmasını diliyorum…

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest