AYM KARARINI ‘TANIMAMAK’ DEVLETİ TANIMAMAKTIR!

Karanlık bir dehlize girdik!!!!!????…
Tüm dünya da demokratik her ülke de, demokrasiye inanmış ve güvencesi, yasalar olan toplumlarda kanunların ve yönetenlerin üstünde en büyük güç anayasal güvencedir..
Anayasa toplumsal sözleşmedir..
Anayasa eleştirilebilir, değiştirilebilir kararları sorgulanabilir ama devlet kurumları TBMM’nin onayından, geçmiş halkın desteğini almış anayasa’ya ve onun kararlarına uymakla yükümlüdür.
Bu gün yerel mahkemenin anayasa kararını ‘tanımaz’ uygulamasına destek verenler aslında ne kadar tehlikeli bir yola girdiğimizin farkında bile değildir.
Çünkü; anayasalar bireylerin hak ve menfaatlerini koruduğu gibi devletin omurgasını oluşturan yasaların sağlıklı düzgün işlemesine vesile olan, kurumlar arası işleyişe, devletin millet üzerinde tahakkümünü sınırlandıran, detaya değil öze indirgenmiş insan hak ve hürriyetini, devletle olan sorununu anayasal ölçütlerde inceleyip karar verir.
İşte bu nedenle anayasalar gelişmiş ülkelerin mihenk taşıdır. Bizim anayasamızın 153. Maddesi de şunu der ;
“Anayasa Mahkemesinin kararları kesindir. … Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.

2010 yılda iktidarın büyük reform diyerek oylattırdığı anayasa değişikliği sonrası oluşan AYM AİHM’ne giden yolun kesilmesine uzamasına sebep olması nedeni ile eleştirilmişti. AİHM içtihatları ve mevcut anayasamızla kararlar veren ve zaman zaman eleştirilerin odağında olan AYM Enis Berberoğlu hakkında oy birliği ile aldığı karar iktidar cephesinden çok sert karşılık almıştı.
AYM, siyasi ve kişilik haklarının ihlal edildiğine karar vermişti. 25, 26 ve 27. dönem CHP vekili Enis Berberoğlu’nun ‘Seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı’ ile ‘Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal’ edildiğine hükmetmişti
İşte o karar ve sonrasında İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Berberoğlu’nun yeniden yargılanmasına gerek olmadığına hükmederek AYM kararını tanımadığını duyurmuştur..
Tartışma başlamadan; akşamına Anayasa Mahkemesi (AYM) Üyesi Engin Yıldırım’ın hangi akla hizmet ve de ne için yaptığı belli olmayan ve de yakışmayan, tasvip edilmesi mümkün olmayan AYM’nin fotoğrafını koyarak “Işıklar yanıyor” notuyla paylaşması yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Olan ise yüksek yargı makamı AYM’nin verdiği kararın bu tartışma ortamında kaybolup gitmesi oldu. Oysa tartışılması gereken insanımızın ve de kurumların güvencesi, anayasa metnine ve onun yorumlayıcısı, karar vericisi AYM’ne bağlı kalması gereken kurumların ‘TANIMAZUK’ kararının irdelenmesi olmalı idi…
Ama ne diyelim şimdilik ; vatandaş kendi penceresinden durduğu ve siyasetin gölgesinde bindiği dalı kesiyor. Muhalefet çaresiz(!?) bekliyor. İrdelenen, sorgulanan güvenilmez hale gelen ise yargımız ve devletimiz oluyor… Olan ise; ister iktidar ol ister muhalefet yönetilen vatandaşa oluyor…
Geçmişte yaşanmış bu gün bir efsane olan efsane olarak anlatılan bir hikaye ile anlatmak istiyorum..

Prusya Kralı Büyük Friedrich, Potsdam Ormanları’nda gezintiye çıkar. Bu gezinti de bir değirmenin bulunduğu tepenin yanında durur. Değirmeninin bulunduğu tepe çok hoşuna gider ve değirmenin satın alınmak ve yerine muhteşem bir saray yaptırmak ister.
Mahiyetindekilere emir verir ve Değirmenin sahibi bulunur. Teklifi iletilerek kendisine araziyi değirmenle birlikte kralın satın almak istediği belirtilir.
Ama değirmenci teklifi kabul etmez.
Değirmenci kralın huzuruna çıkarılır.
Kral, değirmenciye;
– Arazine saray yaptırmak istiyorum.
der ve değerinden kat be kat fazla paralar önerir.
Fakat değirmenci satışa razı olmaz.
Kral sinirlenir ve
– Sen benim Prusya Kralı Friedrich olduğumu bilmiyor musun yoksa?
diye sert çıkar.
Değirmenci:
– Biliyorum. Biliyorum. Senin kral olduğunu biliyorum. Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim
yanıtını verir.
Kral;
– Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın? Benim binlerce askerim var. Senin kimin var?
der.
Değirmenci tarihe geçecek şu sözü söyler:
– Berlin’de hakimler var. Ben de onlara güveniyorum.
Kral bu cevap üzerine şu ünlü sözü söyler:
– Hiçbir güç, hiçbir iktidar, kral dahi olsa adaletten üstün değildir..
İşte kral bunun üzerine o bölgenin korunmasını onunaltındaki başka bir tepeye adaleti temsilen “Sans-Souci Sarayı” inşaa edilmesini ister. O efsane bu güne ulaşır adalete ışık olarak anlatılır..
………………………………………………………..

İşte ister iktidarcı olun ister muhalefet; belirsizlikten, kuralların uygulanmamasından ya da uğradığınız hak ihlallerinden, bizi ve sizi bu gün de, yarında koruyacak olan toplumsal sözleşmemiz de anayasamızdır.
Ona sahip çıkmak geleceğimize sahip çıkmaktır. Çünkü; seçtiklerimizin yaptıkları, milletin onayına alan anayasa onların atadığı hakimler ve de verdikleri kararlar eleştirebilir. Amma velakin aldıkları kararları uygulanmaz ‘TANIMAZUK’ moduna düşerse Osmanlı’yı yıkan devleti perişan eden yeniçeri isyanlarını hatırlamakta fayda var ‘İSTEMEZUK; TANIMAZUK’ diye diye bir imparatorluğu yok ettiler..
Şimdi kuralları, yasaları yapanlar, uygulayanlar kim kime bağlı? iyi düşünmeli, iyi yorumlamalı vatandaşın halini ve yarın doğması muhtemel sonuçları iyi analiz etmelidirler.. Kurum kurumu tanımazsa bir gün gelir vatandaşta o kurumları tanımaz hale gelir.. Gelir ki; asıl felaket işte o zaman kopar, kişiye göre adalet, kişiye göre yasa!!!!???… Güce ve söze göre uygulama, adamına göre muamele bir gün gelir seni de yerinden yurdundan eder ama gidecek kapı, sarılacak ip sığınacak devleti bulamayabilirsin… Sen adalete kavuştuğunu savunursun, öbürü gücün kazandığını savunur.. Sen hakimin kararı dersin, kaybeden siyasetin der… Şimdi sevinirsin yarın dövünürsün..
O nedenle yasaya da kurumlara da sahip çıkarken bağlayıcıları olan her kurum kararını bu gün için değil yarını düşünerek, yarınları düşünerek vermek zorundadır.
Aksi takdirde Zekeriya’lar kaçar, Öz(!)ler gider… Olan ise bu memlekette garibana, mazluma, sığınacak limana olmayan, bedel ödeyen vatandaşa, çoluğuna çocuğuna olur. Adalet güven ister devlet güvenle büyür, tarafgirlikle değil vesselam…

MUSTAFA EKER

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest