MASADA DEĞİL SAHADA

Ülke olarak yine endişe verici ve karmaşık günler yaşıyoruz. Bir yanda orman yangınları, bir yanda Akdeniz ve Kıbrıs’daki gelişmeler diğer yanda devam eden Azerbaycan – Ermenistan savaşındaki gelişmeler …

Bilindiği üzere, bölücü terör örgütü 2019 yılında, “Ateşin Çocukları İnisiyatifi”nin kurulduğunu, bu hain grubun çakmak ve kibritle mücadele edeceğini duyurmuştu. Bu canilerin ilk eylemi 11 Temmuz 2019’da Fethiye’de ortaya çıkan orman yangınıydı. Bu kez Hatay’daki sözde kutsal ateşi de selamlamışlar ve yangınların sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Bunlar kendilerine ateşin çocukları demişler. Aklı başında olan herkes ateşin çocuğu olmayacağını bildiği gibi bu kansızların kimin çocukları olduğunu da iyi bilir. Şurası çok açık ki bunlar ihanetin çakallarıdır.

Dün emzikli bebeklerimize kurşun sıkanlar, bugün ormanları yakıp emzikli bebekler gibi dilsiz canlıları ateşte kavurdular. Bu hainlerin kısa sürede yakalanıp hesaba çekilmeleri herkesin temennisidir.

Akdeniz’de süren stratejik ve askeri mücadelede her an değişkenlikler ortaya çıkarken, bu bölge için stratejik öneme sahip ve tarihsel, kültürel ve siyasi bağımız olan Kıbrıs seçimleri ortamı adeta daha da gergin hale getirdi.

Yavru vatan dediğimiz ekmeğimizi suyumuzu paylaştığımız, varlıkları için kanımızı akıttığımız o topraklarda ki seçimlerde dile getirilenler adeta vefa ve Türklük şuurundan nasiplenmeyenleri de göz önüne serdi. AB ve Rumların ekmeğine yağ sürmeye çalışanların Kıbrıs Türklerini temsile talip olması oldukça düşündürücüdür.

Kıbrıs milli bir davadır. Kıbrıs’da toprak vererek çözüm arayanların KKTC’nin geleceğinde olmaması, Kıbrıs Türklüğü’nü temsil makamına oturmaması oy kullanacak Kıbrıslılar için tarihi bir görev ve sorumluluktur. Kıbrıs Türklüğü kendi geleceğini elbette tayin etme hakkına sahiptir. Ancak geçmişte çekilen çileler, yaşanılan acılar, kanlı Noeller ve verilen şehitler asla unutulmamalıdır.

Dağlık Karabağ’da Ermenistan mezalimi şiddet ve dehşet saçarak devam etmektedir. 27 Eylül’de tek yanlı ateşi açan, savaşı yeniden başlatan Ermenistan’dır. Azerbaycan kendi topraklarını kahramanca müdafaa etmiş, işgal altındaki yerleşim yerlerinin yüzde 25’ini kurtarmıştır. Ermenilerin 26 yıllık savunma hatları kırılmıştır. Zoru gören Ermenistan sivilleri vurarak insanlık suçu işlemiştir. Ne var ki, uluslararası kuruluşlar ve insan hakları savunucuları dillerini yutmuşlar, utanmadan, sıkılmadan üç maymunu oynamışlardır. Rusya’nın arabuluculuğunda masaya oturan taraflar insani ateşkes için anlaşmış ama Dağlık Karabağ’daki cenazelerin ve esirlerin değişimini öngören 72 saatlik bu ateşkes kararını ihlal eden yine Ermenistan olmuştur.

Tarihte birçok kez olduğu gibi Türklere karşı sahada kaybedeceğini anlayanlar çözümü masada aramaya kalkmışlardır. İki ülke arasında ateşkes çağrıları, diyalog arayışları, masa kurma önerileri, yanlı ve tarafgir arabulucuların baskıları Dağlık Karabağ davasını karalamaktan ve kilitlemekten başka bir anlamı yoktur. Başka tek bir anlamı olabilir o da sahada zora düşen Ermenilere toparlanma fırsatı tanımaktır.

Bu nedenle terörist devlet Ermenistan Dağlık Karabağ’dan çekilmeden, işgal ettiği toprakları hak sahibi Azerbaycan’a teslim etmeden silahları indirmek, ateşi dindirmek, masalarda çözüm aramak cinayetlerin, rezaletlerin ve zulmetin meşrulaşması demektir. Tam da bu nedenledir ki arabuluculuğa soyunan devletlerin ortak söylemi Dağlık Karabağ meselesinde askeri çözümün mümkün olmadığıdır. Çünkü askeri yoldan kazanma şansları yoktur. Ermenilerin diplomasiyle, diyalogla, görüşme ve temas trafiğiyle Dağlık Karabağ’ın bütününden çekilmeleri sadece boş bir hayaldir.

O halde, masada değil sahada güç kullanarak vatan toprakları alınacaktır.

ERDEMİN PENCERESİ

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest