COĞRAFYA KADERİMİZ OLMAMALI..

Hayatımın her aşamasında makam ve mevki için bildiğim doğruyu söylemekten geri durmadım..
Bazen günü birlik düşünenler tarafından eleştirildim.
Bazen siyaset yapıyor denilerek, görülmesi gereken gerçeklerin önüne perde çekildi.
Bazen ‘sen sus boş ver, sen mi düzelteceksin’ denilerek susmam istendi..
Bazen yalana bazen iftiraya maruz kaldım.. .
Ama gün geldi insanlar ‘sen haklıymışsın’ dediğinde bile sevinemedim…
Gerek siyasi hayatımda gerekse gittiğim her yerde her görüşe her düşünceye saygı gösterdim..
İnsanları düşüncesi dolayısı ile yargılamadım…
Hakaret etmeyen fikrini söyleyen herkese saygı duydum…
Sinop’ta günlük gazeteler yayın hayatında yok iken Sinop’a günlük gazetenin kazandırılmasına, yerel gazetenin sosyal yaşamdaki önemine ve bu gün bir çok gazetecinin bu meslekten ekmek yemesinin önünü açtım…
Sinop’ta günlük gazete yaşamın olağan şeklini değiştirdi….
İnsanların sorgulama yeteneğine okuma alışkanlığına ciddi katkılar sundu…
Sinop zaten sosyoekonomik ve kültürel değerler bakımından okuma oranı olarak Türkiye’nin en güçlü il merkezlerinden biridir.
İlçeler arasında sosyoekonomik dengenin neden bozulduğunu insanların neye ihtiyaç duyduğunu bir çok kez analiz etme, tecrübe etme fırsatım oldu…
Bizim gibi küçük ilçelerde, toplum hayatına yön veren insanların algısını değiştirmek için geleceğini karartanların toplumsal olarak çöküşe neden olduğunu gördüm..
Yurt dışına gittiğimde duygusal olmayan ama insani değerlerin öne çıktığı hukukun herkes için işlediği ve toplumsal birlikteliğin hukuka uygun olarak gelişim gösterdiği süreçlere şahitlik ettim.
Dar bir yerde yaşadığınızda; ufkunuz sizi çevreleyen ve düzeni bozmak istemeyenlerin size öğrettikleri ile sınırlıdır…
İşte bu nokta da sorgulayan, sorgulama yeteneğini geliştiren bireyler o toplumda istenmez ya da düzenin insanları tarafından farklı ithamlarla karşı karşıya bırakılır..
Ve günümüze kadar uzanan kimi düşünürlere göre sözün ona ait olmadığı, kimi düşünürlere göre ise o manaya geldiği noktasında birleşilen ‘COĞRAFYA KADERDİR’ sözünün sahibi İbn-i Haldun…
14. Yüzyılın düşünürü ve devlet adamı olan Haldun iklimlerin ve yaşanılan bölgenin, bölgedeki demografik yapının insanın gelişimi ile orantılı olduğunu belirtir.. İklimlerin coğrafyanın insan üzerindeki etkilerinden bahseden Haldun’un günümüze kadar ulaşan Mukaddime’si; felsefecilere ilham olmuş, yol göstermiş önemli bir kaynaktır…
İlçe olarak veya bizim gibi kırsaldaki bölgeler için maalesef coğrafyamız kaderimiz , ufkumuz da etrafımızı çevreleyen dağlar misali değişmeyen kaderimiz olmuştur..
Oysa ‘COĞRAFYA KADERDİR’ sözü günümüzde anlamını yitirmiş, okuyan sorgulayan ve kendine yol çizebilen toplumlarda nere de olduğunuza bakılmaksızın düşünceleriniz dünyanın öteki ucuna ulaşmış, ekonomik ve sosyal olarak da yaşanılan coğrafyaya etkileri olumlu olmuştur.
Çünkü; günümüz dünyası İLETİŞİM ÇAĞIDIR ve iletişim kanalları açık olan toplumlar kabuklarını kırarak dünyayla entegre olmanın getirdiği bilgilenme ve aydınlanmayı da toplumlarına yansıtmışlardır.
Üstad, Mahfi Eğilmez’in de kaleme aldığı ‘COĞRAFYA KADERDİR’ başlıklı makalesinde;
“Coğrafya kader değildir. Aslında hiçbir şey kader değildir. Bilim, bu tür yaklaşımları kabul etmez. Bilim, gözleme ve deneye dayanır. Mesela doğru yönetim bir ülkeyi ileri götürürken yanlış yönetim geriye götürür. Bunun kaderle ilgisi yoktur. Kader, beceriksizliğin, çalışmamanın, yeterince mücadele etmemenin suçu üzerinden atmanın yoludur. Varoluş felsefesini savunanların bir bölümü (en başta da Sartre) “var oluşumuza karışamayız ama ondan sonrasının sorumluluğu, kaderi oluşturmanın yükümlülüğü bize aittir” der. Bu, çok doğru bir saptamadır. Beceriksizliğimizin, başarısızlığımızın sorumluluğu büyük ağırlıkla bize aittir.” der..
İşte biz bu gün bunu yaşıyoruz.. Kendi hatalarımızı başkalarının üstüne atarak, geçmişten ders almayarak yapa boza ilerlediğimiz bu düzende sevdiklerimiz de bu ilçeden göç edene kadar, her gün geçinemiyoruz naraları atarak, 2 dükkan fazla 1 kişi eksik ne fark eder diyerek süreci tamamlamaya çalışıyoruz…
Devran dönüyor ‘sen haklıymışsın’ dediğinizde ise iş işten geçmiş, komşunuz evden taşınmış, köyler boşalmış, Diyojen misali elimizde fenerle adam aramaya devam ediyoruz…
Sorgulamak, istişare etmek hak getire! … Geçmiştekiler Neden? Niçin? Sorgulamadı on binler göç etti yaşayanlar sorgulamadı. İlçede sorun başka ama yönetenler hala söz ile bina ile düzelteceklerini düşünüyor insan ona şaşıyor… Mevlana’nın güzel bir sözü vardır; “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.”
İlçemize uyarlarsak, “Nice binalar gördüm içinde insan yok, nice insanlar gördüm binaya ihtiyacı yok”

Başa dön tuşu