“DOĞAL” AFET OLMAZ!

İspanyol asıllı Amerikalı yazar George Santayana’nın “Geçmişini hatırlamayanların yazgılarında geçmişi yeniden yaşamak vardır’ sözünü hatırlatarak yazıma başlamak istiyorum. Çünkü hem toplumsal hem de coğrafik oluşumlarda “geçmiş” çok önemlidir. Geleceği inşa etmek ancak geçmişi bilmekle mümkündür. Toplumların millet olma serüveni ortak değerleri için verdikleri mücadele ile belli olur. Ortak değerlerde buluşmak, bundan da önemlisi ortak değerleri benimseyip yaşatmak için yapılan maddi ve manevi fedakarlıklar toplumları millet yapar. Aynı şekilde yeryüzündeki coğrafi oluşumlarda belli bir geçmişe sahiptir. Ovaların, dağların, derelerin oluşumu binlerce yıl süren bir şekillenmeden sonra ortaya çıkmıştır. Yeryüzündeki birçok dağ volkanların aktif hale gelmesi sonucu oluştuğu gibi birçok vadi de yağışlar sonucu oluşan sellerin doğal akış alanı olarak ortaya çıkmıştır.
Bu girişi neden yaptığımı hepiniz anladınız. Ayancık ve Türkeli ilçelerimizin de içinde olduğu Batı Karadeniz bölgesinde geçtiğimiz hafta yaşanan “sel olayı” hepimizi derinden üzdü. Maddi kayıplar bir yana, resmi açıklamalara göre onlarca can kaybına, onlarcasının da kayıp duruma düşmesine neden oldu. Resmi ya da gayrı resmi olarak herkes bu durumun afet olduğunu ifade etse de ben özellikle “sel olayı” demeyi seçtim. Çünkü doğal bir doğa olayını afet haline dönüştüren biz insanlarız…


Batı ve güney bölgelerimizde yaşanan yangında da, kuzey de yaşanan selde de her ne kadar faturayı yüksek sıcaklık, sert rüzgar veya aşırı yağışa da kessek asıl sorumlusu bizleriz. Artık nerdeyse günlük hayatımızı da etkilemeye başlayan, ülkemize ağır kayıplar verdiren bu doğa olayları doğrudan insan davranışlarının bir sonucudur. Nitekim Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulan “Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli” tarafından geçen pazartesi günü açıklanan ve uluslararası alanda büyük yankılara yol açan raporun en önemli vurgularından biri öncelikle bu noktaya yöneliyor. Rapor, temel bakışı itibarıyla, “Dünyada iklim değişikliği olarak adlandırdığımız ne oluyorsa, bilin ki hepsi insanların eseridir” diyor. Aynı rapora göre iklim değişikliği nedeniyle yaşanan küresel felaketlerin önlenebilmesi ya da en azından sınırlandırılabilmesi, yine insanoğlunun yeryüzüyle, doğayla ilişkisindeki davranış kalıplarını ne ölçüde değiştirebileceğine bağlı olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz. Raporu hazırlatan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e göre, insanlık için “kırmızı alarmın çaldığı” anlamına geliyor. Guterres, “Alarm zilleri kulakları sağır edecek seviyede ve kanıtlar reddedilemeyecek nitelikte” diyor. Anlayacağımız üzere Kastamonu ve Sinop’taki son sel baskınları ile Muğla ve Antalya’daki orman yangınları, hepsi birer alarm zili aslında.


Bölgemizdeki sel felaketi sonrası mahşer yerini andıran görüntüler gördük. Belli ki artık Karadeniz bölgesinde hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! İklim uzmanları da ‘bu daha başlangıç’ diyerek önümüzdeki yıllarda yaşayacağımız daha büyük felaketlere hazırlıklı olmamız konusunda uyarıyorlar. Yaşanan her felaket sonrası uzmanlar ve resmi yetkililer sebep ve sonuçlarıyla ilgili her türlü uyarıyı yapmalarına rağmen üzülerek belirtmek istiyorum ki; yaraları sarmaktan öte bir gelişme ne yazık ki görülmüyor. Millet olarak birlik ve beraberliğimiz ve dayanışma anlayışımızla yaraları sarmakta dünya da eşimiz ve benzerimiz yok. Ancak ne bugüne kadarki hükümetler, ne de yerel yönetimler bu afetlerden gereken dersi almadı, bundan sonrası içinde açıkçası çokta ümidim yok!


Neden mi? Çünkü liyakat üzere yönetilmiyoruz. Özellikle yerel yönetimler için seçtiklerimiz önce belediyecilik nedir bilmelidir diye düşünüyorum. Alt yapıdan anlamalı, mühendis veya çevre plancısı olmalı ki yaşadığımız iller yaşanabilir yerler olsun! Liyakat olmadı mı estetikten uzak yapılaşma, tepenin üstene 15-20 kat imar izni, dere yatağına yapılan evler ve sonrasın da depremle ya da selle yıkılan yapılar, ardından yitirilen canlar… Kusura bakmasınlar bunların hiç biri vatandaşın suçu değil, denetlemeyen, görmezden gelen, kitabına uydurup izin veren beceriksiz ya da menfaatçi yöneticilerimizin suçu!
Başta Ayancık ve Türkeli ilçelerimiz olmak üzere, sel felaketinde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum. Afette yaralanan, malını mülkünü sele kaptıran vatandaşlarımıza ise geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum…

Başa dön tuşu