EFENDİLER;TÜRK’ÜN HÜRRİYETİNE DOKUNULAMAZ!

Türkiye Cumhuriyeti 1923’te resmen kuruluyor.. oysa Milli Mücadele 1919 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basması ile başlıyor… Bundan 1 yıl sonra yani 23 Nisan 1920’de TBMMM açılıyor.
TBMM’nin açılışının yılını doldurmasına 1 ay kala yani 12 Mart 1921 ‘de Bağımsız devletin sembollerinden biri olan istiklal Marşımız kabul ediliyor. Mehmet Akif Ersoy tarafından yazılan Osman Zeki Üngör tarafından bestelenen Milli marşımızı 100 yıldır KORKMADAN, SÖNMEDEN SON OCAK dalgalanan bayrağımızla beraber gözler ufukta yürekler coşku ile söylemeye devam ediyor…
Milli Marşımızı İstiklal Marşı’nın kabulünün 100. yılı ve milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’u anma programları yapılıyor….
Savaş meydanlarının coşku veren müzikleri vardır. Mehter savaşa giderken coşturur heyecan katar ..
Bütün ulusların coşku ile söyledikleri anlam yükledikleri ulusal marşları vardır…
Oysa bizim İstiklal marşı’mız isminden de anlaşılacağı gibi bağımsızlık yolunda yapılan mücadeleyi anlatır.. Ölümü anlatır, vatan uğrunda sönmeden son ocak, bayrağın inmeyeceğini anlatır..
Mısralarında haykırış vardır…
10 kıtanın 10’ununda dinlerken ürperten kan ile yazılmış bir destanın hayat hikayesi vardır…
Kimi şiir dinler, kimi roman…
Oysa Milli marşımız roman tadında yazılmış destan gibi işlenmiş tarihin altın sayfalarına vatan bayrak uğruna şehadet şerbeti içmiş yiğitlerin, isimsiz kahramanların öyküsü, her satırına işlemiş bir tarih vardır…
Türk İstiklal savaşının başladığı dönemde Türk ordıunun büyük bir morale moıtivasyona ihtiyacı vardır. Bunun için oluşturulan İrşat Heyeti ve Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi halkı ve orduyu bilgilendirmek ve moral vermek maksadıyla gazete ve dergi basmanın yanı sıra millî marş yazılması ve bestelenmesi de orduya ve halka manevi güç verecek bir unsur olarak değerlendirilmiştir.
Bu maksatla Türk İstiklâl Savaşı sırasında millî marş yazılması için Büyük Millet Meclisi’nce bir yarışma açılmasına karar verilmiştir. Açılan bu yarışma, “Şairlerimizin Nazar-ı Dikkatine” başlığı ile 25 Ekim 1920 tarihli Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde ilan edilmiştir.
Millî Marş yazılması ile ilgili süreci Maarif Vekâleti üstlenirken Genelkurmay Başkanlığının da desteği ile Türk şairleri arasında bir “Millî Marş Güftesi Yarışması” açılmasına, kazanan güftenin yine yarışma yolu ile bestelenmesine karar verilmiştir. Güfte ve besteyi kazananlara Muvazene-i Umumiye bütçesinden ayrı ayrı beşer yüz lira ödül verileceği bildirilmiştir. Millî Eğitim Bakanı Dr. Rıza Nur imzasıyla vilâyetlere gönderilmek üzere bir genelge hazırlanmıştır. Bu genelgede; “yarışma sonunda kazanan güfteye 500 lira mükâfat verileceği” ilan edilmiştir.
Bu sırada Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy; Burdur Mebusu olarak görevlendirildiği Kastamonu’da çalışmaktadır. Mehmet Akif Bey, 19 Teşrinievvel 1336 (1920) Salı günü Kastamonu’ya gelmiştir. Mehmet Akif Bey, Eşref Edip Bey’i Sinop’tan çağırarak Sebilürreşad’ı Kastamonu’da çıkarmaya karar vermiştir. Akif Bey burada bulunduğu müddetçe Açıksöz gazetesinin merkezinde bulunmuş ve Sebilürreşad’ın yazı işlerini yürütmüştür. Akif Bey, Gençler Kulübü’nde üç dört gece Asım’dan parçalar okuyarak Kastamonu gençleri ile sohbetler düzenlemektedir.
1920 yılının sonlarına doğru millî marşın yazılması hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kapsamlı bir görüşme ve tartışma ortamı sağlanmıştır. Bu kapsamda 20 Aralık 1920 tarihinde Kütahya Mebusu Cemil Bey’e gören verilen 500 lira yüksek bir rakamdır. Ve israftır.. Ama verilen önerge kabul görmemiş reddedilmiştir. Oysa Mehmet Akif Ersoy yarışmayı duymuş ama ödül konulduğu için yarışmaya girmemiştir.
Hani bu gün çıkar uğruna menfaat ve rahatımız uğruna sattıklarımızı ve kaybettiklerimiz düşünüldüğünde bu ruhu daha iyi anlamak gerektiğini düşünüyorum. Bu süreçte bir çok eser Maarif Vekâleti’ne gönderilmiş ama seçilememiştir.
Milli şairimizi Hasan Basri Bey 5 Şubat 1921’de Mehmet Akif Bey’i ikna eder, ancak Akif Bey ikramiyeyi almayacağını söyler. Hasan Basri Bey, yarışma koşullarının şairin istediği gibi düzenleneceğini, ikramiyeyi ise bir hayır kurumuna vereceklerini söylemesi üzerine Mehmet Akif İstiklâl Marşı’nı yazmayı kabul eder.
Mehmet Akif Ankara’ya geldikten sonra Tacettin Dergâhı’nda ikamet etmiş, şiirlerini, yazılarını bu mekânda yazmıştır. Dergâh aynı zamanda Mehmet Akif ve onu ziyaret edenler için edebi, fikri, tasavvufi, kültürel ve sanatsal sohbetlerin yapıldığı, cephelerdeki durumdan halkın bilgi almak için koştuğu bir mekândır.
Mehmet Akif İstiklâl Marşı’nı yazarken derin bir tefekküre dalarak saatlerce düşünmüş ve milletin sabırsızlıkla beklediği şiirini on gün içerisinde tamamlayarak milletine armağan etmiştir. Şiir 17 Şubat 1921 tarihinde Hâkimiyet-i Milliye gazetesi ve Sebilürreşad dergisinin ilk sayfasında yayınlanmış, şiiri 21 Şubat 1921 tarihinde ise Açıksöz gazetesi de neşretmiştir. 26 Şubat 1921 tarihinde ise İstiklâl Marşı konusu Meclis görüşmelerine taşınmış, görüşmelerde şiirin basılarak milletvekillerine dağıtılması kararlaştırılmıştır. İstiklâl Marşının kabulünden sonra konu haber olarak, gazete ve dergilerde geniş yer bulmuş, pek çok mebus ve ileri gelen devlet erkânı Tacettin Dergâhı’nda Mehmet Akif’i ziyaret ederek kendisi kutlamıştır. Mehmet Akif, kazandığı 500 liralık ödülü de yoksul kadın ve çocuklara iş öğreten Darülmesai’ye bağışlamıştır. Birinci Meclis’teki demokratik tartışma ortamında hemen her konudaki fikir ve görüşler serbestçe tartışıldığından, İstiklâl Marşı’nın seçimi hususu da ciddiyetle müzakere edilmişti. Suat Bey, 12 Mart 1921 tarihli takrirlerinde müzakerelerin bitirilmesini ve Mehmet Akif Bey’in şiirinin İstiklâl Marşı olarak kabul edilmesini teklif etmiştir.
Aynı gün Bursa Milletvekili Emin Bey’in verdiği takrirde, İstiklâl Marşı önceden basılıp dağıtıldığı, tüm vekiller tarafından ayrı ayrı tetkik edildiği için ayrı bir encümene havaleye lüzumun olmadığı belirtilerek Mehmet Akif’in şiirinin millî marş olarak kabul edilmesi teklif edilmiştir. Bitlis vekili Yusuf Ziya, Isparta vekili İbrahim de öteden beri İslam şairi olarak bilinen ve takdir edilen Mehmet Akif’in şiirinin Meclis-i Ali’nin maneviyatına uygun olması nedeniyle millî marş olarak kabul edilmesini, Kırşehir Mebusu Yahya Galip de Mehmet Akif’in şiirinin, şairin kendisi tarafından Meclis kürsüsünden okunmasını teklif etmiştir.
Hasan Basri Bey’in “Büyük Meclisin ve halkın takdiratını celp eden Mehmet Akif Beyefendinin şiirinin tercihan kabulünü teklif ederim” adlı önergesi Meclis çoğunluğu ile kabul edilmiştir. Kabul edilmesinin ardından 21 Mart 1921 tarihinde de Ceride-i Resmiye Gazetesi’nin ilk sayfasında çerçeve içinde yayınlanmıştır.
Gazi Mustafa Kemal Paşa, Mecliste marşı en ön sırada ve ayakta alkışlayarak dinlemiş ve marşın kabulünden sonra, İstiklâl Marşı’nın önemini şu sözlerle açıklamıştır; “Bu marş, bizim inkılâbımızın ruhunu anlatır… İstiklâl Marşı’nda davamızı anlatması bakımından büyük manası olan mısralar vardır. En beğendiğim yeri şu mısralardır: ‘Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet, hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklâl.’ Benim bu milletten asla unutmamasını istediğim mısralar işte bunlardır… Bu demektir ki efendiler Türk’ün hürriyetine dokunulamaz!”
İstiklâl Marşının kabulünden sonra konu haber olarak, gazete ve dergilerde geniş yer bulmuş, pek çok mebus ve ileri gelen devlet erkânı Tacettin Dergâhı’nda Mehmet Akif’i ziyaret ederek kendisi kutlamıştır. Mehmet Akif, kazandığı 500 liralık ödülü de yoksul kadın ve çocuklara iş öğreten Darülmesai’ye bağışlamıştır.
O gün bu gün dür söyleriz; KORKMA, SÖNMEZ BU ŞAFAKLARDA YÜZEN AL SANCAK; SÖNMEDEN YURDUMUN ÜSTÜNDE TÜTEN EN SON OCAK………..

Başa dön tuşu