HEPİMİZE BOL ŞANS…

Son günlerde ülkemizde çıkan doların ateşi bir gece kararnamesi ve alınan karar dövize uygulanan faiz politikası ile ters yüz edildi.
Millette bir sevinç bir sevinç!…
Halay çeken mi dersin takla atan mı!
Dolar 7.5 lira seviyelerinden 18’leri test ettiği günlerde faiz arttırmamak için direnen iktidar dövize verdiği kur farkı diğer adı ile zarar eden mevduat sahibine verilecek faizle gizli faizin kapısını aralayarak dövizin dakikalar içerisinde 18’lerden 12’lere kadar indirmeyi başardı.
Bazı uygulamalar vardır sonucunu bir süre beklemek zorunda kalırsın…
İşte bu uygulama da onlardan biridir..
Sonuçları milletimiz için hayırlı mı olacak yoksa yeni bir borç dalgası ile karşı karşıya mı kalacağız? Onu ilerleyen süreçte göreceğiz…
Ama bu uygulama 1970’lerdeki uygulama ile kıyaslansa da ben daha yeni yazılan hatta Rusya’nın uyguladığı belirtilen bir ekonomi modelindeki satırları sizlerle paylaşacağım.
Bu model rahmetli BTP(Bağımsız Türkiye Partisi) genel başkanı Haydar Baş’ın ‘Milli Ekonomi Modelidir’.
İktidar kısmi olarak bunu uygulamaya almış gibi görülüyor.
Sosyal Milli Devlet adlı kitabın 459 ve 460. Sayfalarında yer alan o bölümler;
“Anlık hareketler ile bir ülke finanssal piyasaların çökmesi ile batırılmakta, milletin zenginliği bir anda global sermayenin eline geçmektedir.
Milli Devlet, bütün bu oyunlara asla müsaade etmemekte, hem devletlere iktisadi bağımsızlık kazandırırken spekülatif hareketlere son verdirerek sade vatandaşların servetlerinin bir anda elde değiştirmesine de engel olmaktadır
Küresel güçlerin en önemli silahı paradır; küreselleşmeyle birlikte kendi paralarını az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hakim kılarlar. Bu ülkelerin kendi paralarını kullanmalarına asla müsaade etmezler. Sömürdükleri ülkelerin mal Ve emeklerinin karşılığında kendi paralarını devreye koyarlar. Ülkeler emekle, gayretle üretim yaparlar, Gelişmiş kabul edilen ülkeler ise kağıdı boyayarak bütün bu üretimleri hiçbir emek sarf etmeden kendi ülkelerine transfer ederler.
Mili Devlet bu sömürüye asla müsaade etmemekte. Ülkelerin kendi emekleri ve üretimleri karşılığında kendi paralarının devreye girmesini sağlamaktadır.
Küresel ekonomilerde para, ulaşılması zor bir yerdedir. Mübadele(değiş-tokuş) ve tasarruf aracı olarak kullanılan para, maliyetlidir. Faiz unsuru, paraya ekstra bir maliyet kattığından, üretim maliyetlerini de direkt olarak arttırmaktadır. Küresel sermaye, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde paranın tasarruf özelliğini kullanarak hiçbir emek harcamadan akıl almaz kârlar elde etmektedir” demektedir.
Yine aynı kitabın460. Sayfasında bir bölümünde ; “Milli devlet’te ise paraya ulaşmak kolaydır. Paraya iki yeni fonksiyon daha kazandırılmıştır. Para tahrik unsurudur;Para emeğin ve üretimin karşılığıdır. Milli Devlet’te üretim projesi olanlara devlet, paranın tahrik unsuru özelliğini kullanarak faizsiz kredi verecektir” diyor…
Ama bu kitabın 461 ve 462. Sayfasında yazan bölümler var ki sanki bu günü anlatıyor. İşte o bölümler; “Küreselleşme mantığında devlet, küçüldüğü ve kendi kaynaklarını kullanamadığı için ancak vergi ve borçla varlığını sürdürebilir. Borçlandıkça borçlanır, tek geliri vergi olduğu İçin de vatandaşlarının üzerindeki vergi yükünü durmadan arttırır. Gerek oransal olarak gerekse dolaylı vergilerle yük dar gelirli kesimin omuzlarına yüklenmektedir. Alınan borçlar faizin de etkisiyle katlanarak büyür ve ödenebilmesi mümkün olmayan meblağlar ortaya çıkar. Artık toplanan vergilerin tamamı, borçların faizlerini bile karşılayamaz”…

“Böyle durumlarda da “sürdürülebilir borç”, “sürdürülebilir cari açık” gibi kavramlarla var olan tehlikenin şiddetini gizlemeye çalışırlar, ekonomiyi toz pembe göstermek isterler. Bunun karşılığında da o ülkeye ait ne varsa hepsini sömürürler, ta ki bitirene kadar”

Der..
İşte bu gün üretmeden tüketmenin, üreten tüm fabrikaların elden çıkarmanın, tarımı dışa bağımlı hale getirmenin bedelini ödüyoruz. Umarım ve dilerim ki; alınan bu karar gelecekte ülkemizin başına yeni felaketler açmaz.. Evinde oturan emekli maaşı ile geçinen, sokakta işsiz gezen çalışıp vergisini zor zahmet ödeyen milyonlarca insanımızı bankalarda mevduat bulundurarak üretmeden kazanmanın keyfini çıkartırken onların kurdan kaynaklı olarak ortaya çıkacak yüksek bedelleri ödemek zorunda kalmaz. İktidar; bu ülkenin üretmeden kazananlarına, alın teri dökmeden kolay para kazanan tefecilere, paralarını bankalarda tutma karşılığında dolara ve diğer kurlara karşı milleti kefil tutmuştur.
İşte rahmetli Prof. Dr. Haydar Baş’ın dediği gibi “sürdürülebilir cari açık”gibi kavramlarla var olan tehlikenin şiddetini gizlemeye çalışırlar, ekonomiyi toz pembe göstermek isterler. Bunun karşılığında da o ülkeye ait ne varsa hepsini sömürürler, ta ki bitirene kadar”
Biz 500 yıl sonra kapitülasyonların bedelini ödemiş bir milletiz.. 50 yıl Osmanlı’nın borcunu ödeyen bir devletiz.. Lakin geçmediğimiz köprünün, gitmediğimiz otobanın parasını dolarla millete ödettiren bir iktidarın Milli politika demesi kafamı karıştırıyor!!??… Bir faiz arttırmama uğruna 7.5 liradan 18’lere çıkan doların ateşini sihirli bir formülle çözecek idiysek; 8’de tutmayarak 12’lerde dalgalanmasını seyretmek keyifli olsa gerek !!! Manzara güzel arkasından gelecek fırtınayı sorgulama yeteneğini kaybettikten sonra; horon tepsen de olur, halaya çıksan da, zeybek oynasan da olur zılgıt çeksen de…. Çünkü; onlarda bu milletin milli oyunlarıdır… Amma oynayacak alan kalırsa!… Hepimize bol şans… Bir gecede binliklerini kaybeden de var, milyonlar kazanıp keyfe dalanda… Hepinize hayırlı seyirler efendim…

MUSTAFA EKER
Başa dön tuşu