KUL BORCU

Malum Ramazan’dayız. İçinde bulunduğumuz Mübarek Ramazan ayı için edebiyatçılarımızın dile getirdiği, kaleme aldığı Ramazan, oruç ve bayram nüktelerinden iki tanesini sizlerle paylaşayım istedim. Toplum olarak bu günlerde her zamankinden çok tebessüme ve düşünmeye ihtiyacımız olduğu muhakkak. Umarım bir yandan düşünmeye bir yandan da tebessüme vesile olurum. Bu vesile ile Ramazan ayınızı tebrik eder, ibadetlerinizin kabulünü niyaz ederim.

Bayramı Gördüm
Oruç konusu açılınca Nabi’ye dair bir hikâyeyi anmadan geçmek olmaz. Nabi, şiirdeki kudretinin yanında zarafeti, nezaketi, hoş sohbeti ve nükteleri ile de edebiyat tarihimiz içinde müstesna bir yere sahiptir.
Nabi bir gün sadrazamı ziyarete gitmiş. Hal-hatır, hoş-beşten sonra kuzguni (karga gibi çok kara) bir haremağası gümüş tepsilerle kahveleri getirmiş. Nabi böyle bir adamın elinden kahve almayı ve içmeyi o an canı çekmemiş olacak ki:
“–Sağ olun, bugün niyetliyim.” demiş.
Nabi’yi iyi tanıyan sadrazam, onun bu halinden şüphelenmiş. Yanındakinin kulağına eğilerek bir şeyler fısıldamış. Birkaç dakika geçmeden gösterişli güzel bir cariye altın tepsi içinde şurupla içeri girmiş ve doğru Nabi’nin önüne gitmiş. Nabi de hiç düşünmeden şurubu almış ve güzel cariyeyi süzerek içmeye başlamış. Sadrazamın beklediği an gelmiş. Hemen sormuş:
“–Üstat az önce oruç olduğunu söylemiştin!”
Nabi yan gözle ay gibi parlayan cariyeye bakarak:
“–Devletlum, bayram ayı göründüğü için orucumu bozdum.” demiş.
Bu hoş nükte, orda bulunanları kahkahaya boğmuş. O sırada kuzguni haremağası daha önce getirdiği fincanları toplamak için odaya girmiş. Fincanları toplamağa başlamış. Nabi’nin önüne geldiğinde onu elinde şurup kasesi olduğu halde görünce bozulmuş ve suratı asılmış. Bu arada farkında olmadan Nabi’nin cariyeyi görmesini engelliyormuş. Nabi, haremağasının sinirlendiğini fark eder etmez bardağın altını tabağa sürterek gurultu yapmaya başlamış. Duruma bir anlam veremeyen sadrazam sormuş:
“–Nabi ne yapıyorsun?”
Nabi önce cariyeyi görmesini engellemekte olan haremağasına sonra sadrazama bakarak:
“–Devletlum, ay tutuldu da kurtulsun diye gurultu yapıyorum.” demiştir.

Kul Borcu
Ramazanda iftar sofralarından sonra yapılan sohbetlerin bir mevzuu da hiç şüphesiz oruç borcudur. İnsanlar çeşitli sebeplerle tutamadıkları oruçlardan söz açarak borçlarının azlığı-çokluğu, nasıl tutacakları konuları konuşulur. Haşmet ile Ragıp Paşa bir iftar sonrası böyle bir sohbetin içindedir. Herkes oruç borcundan söz etmekte iken Ragıp Paşa’nın dikkatini Haşmet’in sessizliği çekmiş. Sözü Haşmet’e getirerek ona laf atmış:
“–Ne o Haşmet, hiç sesin çıkmıyor, senin borcun yok mu?” Şair hemen cevap vermiş:
“– Var efendim…” Sadrazam:
“– Ne kadar?” diye sorunca Haşmet, fırsat bu fırsat deyip saymaya başlamış:
“– Bakkala 800 kuruş, kasaba 500 kuruş…” Haşmet daha sayıyormuş ki sadrazam onun sözünü kesip:
“– Be adam, ben bunları sormuyorum. Oruç borcunu soruyorum.” deyince şair bozuntuya vermeden olgun bir şekilde amacına ulaştığını düşünerek şu cevabı vermiş:
“– Paşam ne bileyim; oruç borcunu Allah sorar, siz olsa olsa kul borcunu sorarsınız diye düşündüm.”

 

Başa dön tuşu