PAŞA, PAŞA SEN NE DİYON!…

103 yıl önce ‘Geldikleri gibi giderler’ diyen bir umut Samsun’a ayak basıyordu…
Yoksulluk, fakirlik ve savaştan bıkmış bir millete bağımsızlık ateşini yakmak üzere yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk ‘ Ya bağımsızlık ya ölüm’ ateşini yakmıştı.
13 milyon nüfusa sahip Anadolu’da son vatan toprağında ölümüne bir savaşa girişecekti.
Savaşı tek cephede değil Mustafa Kemal’in…
Bir yanda silahını kapanın geldiği ganimetten pay alma derdine düşen yedi düvel..
Diğer yanda imkansızlıklar içerisinde kıvranan bir halk..
Cehalete teslim olmuş bir yapı…
Ve hepsinden önemlisi umudunu yitirmiş gençlerini Balkanlarda Trablusgarb’ta, Yemende Arap çöllerinde yitirmiş dullar ve yetimler ülkesi bir Anadolu…
Belki de b unun engüzel anlatan hikaye 25 Mayıs’ta Atatürk’le Samsun Kavak ilçesinde bir köylü ile arasında yaşanan diyalog memleketin durumunu gözler önüne serer…

“25 Mayıs günü Havza’ya doğru üç araba ile yola çıkan Mustafa Kemâl ve kurmayları, yolda devamlı bozulan arabaları yüzünden sıklıkla durmak zorunda kalıyorlardı. Kavak bucağına doğru tırmanırken araba yine bozulur. Mustafa Kemâl Paşa ve arkadaşları arabadan iner ve biraz ötede tarlada çift sürmekte olan köylünün yanına giderler. Selamlaştıktan biraz sohbet ettikten sonra paşa sözü memleketin içinde bulunduğu duruma getirir ancak köylü pek oralı olmaz. Bunun üzerine paşa:

“Hemşeri… düşman Samsun’a asker çıkaracak belki buraların hepsini ele geçirecek, sense rahat rahat toprağı sürüyorsun” der.
Köylünün bu sözlere tepkisi ise -yıllardır süren savaşlar nedeniyle Türk köylüsünün durumunu özetleyecek şekilde- şöyle olur:
“Paşa, paşa, sen ne diyon. Biz, üç kardeştik iki de oğul vardı. Yemen’de, Kafkas’ta, Çanakkale’de hepsi elden gitti. Bir ben kaldım. Ben de yarım adamım. Evde sekiz öksüz ile üç dul kalmış kadın var. Hepsi benim sabanımın ucuna bakar. Şimdi, benim vatanım da, yurdum da nah şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye dek benden hayır yok.”

Paşa bu sözler üzerine Allahaısmarladık diyerek çalışmaya başlayan otomobile biner ve yoluna devam eder.
Kaynakça: 1-Erol Mütercimler, Fikrimizin Rehberi, 2008”

İşte memleketin ahvalini anlatan belki de bir çok insanın bu sözler üzerine vazgeçip teslimi düşüneceği an bu andırç Oysa Mustafa Kemal Atatürk umutsuz değildir.Bir canı vardır o da bağımsızlık yolunda feda olsun der Anadolu yollarına düşer…
O kurduğu bu vatanda geleceği gençlere emanet eder.. onların sorgulama yeteneğine ve bilimi rehber edinmelerini ister.. En büyük öğüdü ise Gençliğe hitabe ile verir Orada dikkat çekici uyarılartda bulunur… …
Ey Türk gençliği! Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir.
……………Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin. İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
Ey Türk istikbalinin evladı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Başa dön tuşu