kur-batır-devret modeli tekstil umut değil yıkımdır...

    Durağan yine Türkiye gündemine girmeyi başardı..

    Yakında tüm Türkiye de adından söz ettirecek....

    Aslında tüm olumsuzluklar ise kendi hırslarımız tamahkarlıımızın eseri..

    Bunda yerel yöneticilerin, devlet idarecilerinin ise topluma yön vermek yerine kendi çıkarları için toplumu ateşe atmaları da esneklik göstererek  daha büyük  olumsuzlukların yaşanmasına sebep olmalarıdır...

    Bütün bunların kaynağında ise topluma sunulan hizmet aşkı, yatırım yapıyoruz felsefesidir.

    Geri kalmış veya işe ihtiyacı olan bölgelerin en kolay kullanılan ve en kolayda toplumsal desteği aldığı bu söylemler maalesef toplumun ucuz iş gücü, devlet destekli yatırımların kontrolsüz bir biçimde iktidar yanlılarına peşkeş çekilmesi ve sonucunda orantısız biçimde devlet kaynağı ile zenginleşen bireyler inşaa edilir....
    Ülkemizde son dönemlerde İŞKUR üzerinden alınan işçilerin bile devletten aldığı üç kuruşa göz dikip kesinti ile verenler...

    METEM aracılığı yine stajer adı altında bireylere çalışan öğrenciler olduğu iddası..

     Oysa meslek öğrenmek, fabrikada çalışmak değildir.  Meslek öğrenmek bir ustanın yanında mesleğini icra etmektir.
    Bu gün bizim gibi ilçelerde devlet gücü kullanarak Meslek okulların stajer statüsünde değişiklik yapıldığı uygun olmayan ama iktidarın zorladığı stajyerlerin çalıştırıldığı  iddiaları sosyal medyaya bile düşmüşse vay halimize demek düşer bize..
    Bu ülke de son 30 yıldır tekstil sektöründe kullan-at,  bat-çık, değiştir-kullan mantığı hakimdir. Özellikle Anadolu’ya gelen ve siyasi desteği arkasına alan ve bunu zenginleşme aracı olarak kullanan kurumsallaşmamış firmalar  devklet desteğini sürekli kılmak için şirket kurup sahiplerini değiştimek sureti ile sürekli bir kazanç döngüsü elde etmektedirler.
    Hani, bir söz vardır esnaf arasında ; şirketler esnafın ödediği verginin 3/1 ini ödemezler diye..

    Maalesef 30 yıldır Sinop merkez ve ilçelerde gördüğüm durum şudur; teskstil firması açılır destek alır .. Süresi biter kapanır bir başkasına devredilir ucuz iş gücü ve devlet desteği devam eder..
    Denetleyen .. Hak getire .. Çünkü arkasında iktidar temsilcileri ya da o kazanca ortak olup paylaşanlar olacak ki; İŞKUR görmez, KOSGEB bilmez,  söylenenleri duymaz devlet sırtından haksız kazanç saadeti devam eder gider..

    Normal bir firma ise markasının arkasında duıru ismini cismini firmaları değştirmez... Desteğini aldıktan sonra aynı yolda devam eder. Batsa, çıksa da ne devlete ne de insana yük olur... 

    Oysa sıradışı, iktidar destekli amacı halka oynamak olan firmalar; önce siyaseti arkasına alır, sonra desteğini alır sonra bürokrasiyi kontrol edecek güce gelir işçinin sırtına biner yoluna devam eder...
    Tepki gösteren olduğunda ya da yapılan haksızlıkları dile getiren olduğunda ise kendilerini savunacak ciddi bir mekanizma kurulmuş olur; sen hiç 3 kişiye iş verdin mi? Sen hiç ekmek verdin mi? Bak bu adam şu kadar işçi çalışıtırıyor! 
    Bu vb. Söylemler uzar gider ama bir gün gelir tüm bu söylemler yaşanılan haksızlıklar ve çöküşler karşısına neden uyarmadınız? Bizim hakkımızı yedirdiniz?  Söylemleri ile başbaşa kalırsınız. 

    Sinop’taki tecürbelerim  göstermiştir ki; ucuz işgücüne dayana ve sadece desteklerle yoluna devam eden kurumsallaşmamış fason  açıyorum diyerek piyasaya giren çok sayıda firma yüzlerce işçiyi mağdur ederek ticaret hayatından çekilmemiş bir başka bölge de bir başka isim altında yoluna devam etmiştir.  
    Maalef ülkemizin kaderi  işverenin sırtına bişnen yükler iktidar olmayınca desteklere uzanamay yatırımcı, gölgesinden korkan bürokrat, güce biat eden toplum karşısında gelişen değil daha çok kontrol edilen bir güç oluştururuz...
    Bu güçte siyasetin ekmeği, vatandaşın tercihi, toplumun ise kanayan yarası olur...  Gelişmiş batı toplumlarında hiç kimse devlet dairesinde işe gireceğim diye bir çaba sarf etmez özel sektörel devlet arasında temel bir fark yoktur. Çünkü iş hayatın düzenleyen yasalar herkes için adil ve geçerlidir... Bu gün Durağan gibi küçük bölgelerde şahıslara endeksli yapılan yatırımlar bir gün o toplumun en büyük kanayan yarasını oluşturacaktır.   
    Kağıt üzerinde isimleri değşen, sahipleri sürekli el değiştiren  ama sahada tek isim olarak dolaşan işçilerinden vekalet alıp başka işler çeviren patronlar kazandıkça, kazanırken  vergiler altında ezilen ödedikçe ödemek zoruna kalan bir kesim sürekli olacaktır...
    Bizim kuşağın güldüğü, bu günde güldüren Kemal Sunal ve Şener Şen filmleri vardı... Onları izlerken hiç bu günleri hayal etmemiştik. Ama onlar o dönemde çevirdikleri filmler ile adeta bu günleri de anlatıyormuş...
    Film gibi senaryolar, kazanca kazanç katan hişkayeler dinliyoruz.. Hem de  bu günün milyonluk geçmişin trilyonluk söylemlerine sıkışmış.. 
    Düşünür Mümin Sekman’ın güzel sözü vardır; “Günümüzde üçkağıtçılar öylesine namuslu görünüyor ki, namuslu insanlar üçkağıtçı görünümüne düştüler.”...
    Bu gün toplumda parası ile namuslu olanlar karşısında onuru ile dik duranları eleştiriliyorsa o toplum günün birinde  menfaatleri için  birbirni satanları sokağında güvenli oturacakları bir banka muhtaç  kalacaktır...
 

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.