Güzel bir duyguyu yazıya dökmek kolaydır.
Kelime kelime, cümle cümle dökülür satırlara.
Ama acıyla yoğrulmuş bir duyguyu kalemden akıtmak öyle değildir.
İstediğinde sanki yüreğini kor ateşlere basarsın.
Boğazın düğümlenir, kelimeler nefesinle yarışır ama cümle olamaz.
Yüreğin, duyguların sana eşlik edemez olur.
Bir noktadan sonra yürüyemezsin o yolda…
Çünkü o yol, kor ateşlerle döşelidir. İşte o yol, 10 Kasım’a çıkar…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk cepheden cepheye savaşırken sadece düşmanla değil, cehaletle, yoksullukla, karanlıkla da savaşmıştır.
Bir elinde silah, diğer elinde kalemle…
Bir yandan milletini bağımsızlığa taşırken, bir yandan da geleceği yeniden inşa etmiştir.
Bu, sadece akılla açıklanabilecek bir şey değildir.
Bu, ancak aşkla açıklanabilir.
Vatan aşkı…
Millet aşkı…
Dava aşkı…
Bir insan aşkla yaşarsa ölümsüzleşir.
Çünkü aşk, insanı bu fani dünyadan alır, fanilikten kurtarır.
Aşk ile çarpan bir kalp, herkesin gönlünde yer eder.
İşte Atatürk de bu aşkla yaşadı.
Vatanına delicesine bağlı, milletine adanmış bir yürekle yürüdü o yolda.
Ve 10 Kasım’da, ebedi istirahatgâhı olarak milletinin kalbine gömüldü.
10 Kasım bir başka gündür.
Takvimde sıradan bir gün gibi dursa da, zamanı durduran bir andır o.
Ayın diğer günleri akar gider, ama o gün bitmez.
O gün geçmez.
Çünkü hepimiz aynı anda, aynı yerde kalmışızdır: Saat 09.05’te.
O anda takılı kalmışız, o anda yorulmuşuzdur.
57 yıllık ömrüne bir asır sığdırmış bir devrimcinin ardından,
her yıl yeniden aynı duyguyla dolarız.
Her yıl yeniden aynı boşlukta yankılanır içimiz:
“Keşke bir kez daha görebilseydik seni…”
144 yaşında olmasına rağmen hâlâ aynı heyecanla, aynı aşkla anıyoruz onu.
Çünkü bazı insanlar ölmez…
Bazı insanlar, bir milletin kalbinde yaşamaya devam eder.
Bir adamın sadece fikirleri edebidir derler bu dünya da, ama o her şeyiyle aramızda kaldı.
Bir kız çocuğu okulda okurken oradaydı, bir kadın çalışırken, biri oy verirken, kısaca özgürce yaşarken o oradaydı. Fikirleri de o da hep yanımızdaydı.
Atatürk , bizim içimizde her 10 Kasım’da bir kez daha doğar.
Ve biz, her seferinde aynı yere döneriz:
O kor ateşlerle dolu yola…
Yüreğimizin tam ortasına.
10 Kasım benim için sadece bir tarih değil, içimde hiç dinmeyen bir duygudur. Sanki o sabah zaman durmuş, hepimiz aynı anda 9.05’te kalmışız gibi… Ben bir kız çocuğu olarak senin mirasında büyüyorum, Atam. Okuyabiliyor, düşünebiliyor, kendi yolumu çizebiliyorsam, bunu sana borçluyum. Bazen seni hiç görmemiş olsam da, sanki hep yanımdaymışsın gibi hissediyorum. Her sabah okul yolunda, her bayrakta, her umutlu bakışta seni görüyorum. Aramızda olmadığını söyleseler de, sen bu ülkenin kalbinde, bizim nefesimizde yaşamaya devam ediyorsun. 10 Kasım geldiğinde içimde hep aynı hüzün, aynı minnet yankılanıyor; çünkü senin yokluğun sonsuz, ama varlığın da öyle.
O kor ateşlerle dolu yol hâlâ önümüzde uzanıyor. Her adımında fedakârlığın, inancın ve aşkın izleri var. Unutturmaya çalışanlara inat, biz Türk gençliği o yolu yürümeye devam edeceğiz. Çünkü senin bıraktığın emanet, bizim en kutsal mirasımız. Bizi biz yapan değerlere, özgürlüğe, bilime ve Cumhuriyet’e aynı inatla, aynı aşkla sarılacağız. Senin ışığın sönmeyecek, çünkü biz o kor ateşleri kalbimizde taşıyoruz, Atam.

