Türkiye, coğrafi konumu, jeopolitik önemi ve bölgesel güç olma potansiyeli nedeniyle tarih boyunca uluslararası arenada kritik bir aktör olmuştur. Bu stratejik konum, beraberinde sadece fırsatları değil, aynı zamanda ciddi güvenlik tehditlerini de getirmiştir. Terör, özellikle son birkaç on yılda, Türkiye'nin kalkınmasını, toplumsal huzurunu ve uluslararası itibarını hedef alan en büyük engellerden biri olmuştur. Türkiye'nin terörsüz, istikrarlı ve refah içinde bir ülke haline gelmesi, bazı ulusal ve uluslararası aktörlerin kesinlikle çıkarına değildir. Bu durum, terörün sadece yerel bir sorun olmaktan çıkıp küresel güç mücadelelerinin bir aracı haline geldiğini göstermektedir. Bu makale, terörsüz bir Türkiye'nin kimlerin işine yaramayacağını ve bu aktörlerin bu durumu nasıl engellemeye çalıştıklarını detaylı bir şekilde inceleyecektir.
Öncelikle, terörün devam etmesinin en büyük faydası, Türkiye'nin iç kaynaklarını tüketmek ve gelişimini yavaşlatmak isteyen dış güçler için söz konusudur. İstikrarsızlık, yabancı yatırımcılar için en büyük caydırıcı unsurdur. Terör olaylarının sıkça yaşanması, Türkiye'nin ekonomik büyüme potansiyelini gölgede bırakır, turizm gelirlerini düşürür ve uluslararası finans çevrelerinde risk algısını artırır. Bu durum, Türkiye'nin bölgesel bir ekonomik güç olma hedefine ulaşmasını zorlaştırır. Bu tür güçler, Türkiye'nin kendi iç sorunlarıyla meşgul olmasını sağlayarak, bölgesel stratejilerinde daha rahat hareket etmeyi amaçlarlar.
İkinci olarak, terör örgütlerinin kendileri ve onlara destek veren yapılar, terörün bitmesini istemezler. PKK gibi ayrılıkçı örgütler ve onlara ideolojik ya da lojistik destek sağlayan çevreler için terör, varoluş nedenidir. Terör eylemleri, bu örgütlerin gündemde kalmasını, uluslararası meşruiyet arayışlarını sürdürmesini ve devlete karşı bir güç olarak algılanmasını sağlar. Türkiye'de tam anlamıyla bir huzur ortamının sağlanması, bu örgütlerin taban bulma kapasitesini azaltır, finansal kaynaklarını kurutur ve nihayetinde siyasi müzakere masasına oturma kozlarını yok eder. Dolayısıyla, bu aktörler için terör, bir amaç değil, bir araçtır ve bu aracın devamı hayati önem taşır.
Üçüncü bir grup, Türkiye'nin jeopolitik dengeleri kendi lehlerine çevirmesini istemeyen bölgesel rakiplerdir. Türkiye, Doğu Akdeniz'den Kafkaslara, Orta Doğu'dan Balkanlara kadar geniş bir coğrafyada etkin bir dış politika izleme gayretindedir. Türkiye'nin güçlü, ekonomik olarak bağımsız ve askeri açıdan caydırıcı bir ülke olması, bazı komşu ve bölgesel güçlerin çıkarlarıyla çelişmektedir. Bu rakipler, Türkiye'nin dikkatini sürekli olarak sınır güvenliğine ve terörle mücadeleye odaklayarak, onun bölgesel inisiyatiflerini baltalamayı hedeflerler. Güvenlik sorununun kronikleşmesi, Türkiye'nin enerjisini dış politika üretimine harcamasını engeller.
Dördüncü olarak, Türkiye'nin iç siyasetinde kutuplaşmayı ve kaos ortamını tercih eden bazı siyasi aktörler de terörsüz bir ortamdan rahatsız olabilirler. Siyasi kutuplaşmanın artması, bazı siyasi partilerin veya grupların kendi siyasi pozisyonlarını güçlendirmesi için bir zemin yaratır. Terör saldırıları sonrası oluşan milli birlik ve beraberlik havası geçici olsa da, bu durumun hemen ardından gelen gerginlik ve suçlamalar, siyasi arenada belirli fraksiyonların avantaj sağlamasına olanak tanır. Eğer terör tamamen ortadan kalkarsa, bu gruplar gündemlerini değiştirmek zorunda kalacak ve mevcut stratejileri işlemez hale gelecektir.
Beşinci olarak, uluslararası silah tüccarları ve güvenlik sektörü şirketleri de dolaylı olarak terörün devam etmesinden çıkar sağlayabilirler. Terörle mücadele, savunma sanayii harcamalarını artırır. Türkiye'nin terör tehdidi altında olması, modernizasyon ihtiyacını sürekli kılmakta, bu da dışa bağımlı savunma sanayii için sürekli bir talep yaratmaktadır. Eğer Türkiye terör belasından tamamen kurtulursa, bu tür harcamaların yapısı değişebilir ve bu durum, bazı uluslararası tedarikçilerin iş hacmini düşürebilir. Türkiye'nin yerli ve milli savunma sanayii atılımlarına rağmen, güvenlik kaygılarının sürmesi, birilerinin sürekli alıcı olmasını garanti eder.
Sonuç olarak, terörsüz bir Türkiye vizyonu, Türkiye'nin ulusal çıkarlarıyla birebir örtüşmektedir. İstikrar, kalkınma ve bölgesel liderlik ancak terörün tamamen bertaraf edilmesiyle mümkün olabilir. Buna karşın, bu durumu istemeyen aktörler geniş bir yelpazede yer alır. Bu yelpazede, terör örgütlerinin kendileri, onları himaye eden veya onlara lojistik destek sağlayan yapılar, Türkiye'nin bölgesel yükselişini istemeyen rakipler, iç siyasette kaos arayan fraksiyonlar ve hatta güvenlik harcamalarından faydalanan uluslararası endüstriler bulunmaktadır. Türkiye'nin terörle mücadelesi, sadece bir güvenlik operasyonu değil, aynı zamanda bu karmaşık uluslararası ve yerel çıkar ağlarının yarattığı direnci kırma çabasıdır. Bu direncin farkında olmak, terörle mücadelenin neden bu kadar uzun soluklu ve çok boyutlu olduğunu anlamak için elzemdir. Türkiye, bu engelleri aşarak tam potansiyeline ulaşma yolunda kararlılığını sürdürmek zorundadır.
Türkü,kürdü, lazı, Çerkezi ile omuz omuza kazanılmış
Bu Cennet vatanımızı yine dil,din,ırk , mezhep ayrımı yapmaksızın son kanımıza kadar savunacak bir milletiz.
Van da Kürt,
Trabzon da laz ,
Antalya da höruk
Sivas'ta yiğido
Elazığ da gakkoş uz .
ETNİK KÖKENİMİZ NE OLURSA OLSUN,
HEP BERABER TÜRKİYE'YİZ
BAYRAĞIMIZ ŞEHİT KANIYLA OLUŞMUŞ
ŞANLI TÜRK BAYRAĞIDIR

