Yaz yaz bitmiyor..
Ülke sanki birilerine çiftlik olmuş birilerine de şükretme merkezi haline dönüşmüş durumda..
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Kasım 2025'te Türkiye Sermaye Piyasaları Kongresi'nde yaptığı açıklamada, özellikle bazı yatırım fonları üzerinden manipülasyon ve spekülasyon yapıldığını bildiklerini ve buna izin vermeyeceklerini belirtmişti.
Üzerinden 1 yıl geçti.
Onlar her şeyi biliyordu ama olan devletin borsasına resmi işlemlerine güvenen, kazanıyoruz derken kaybedenlere, kaybeden ülke itibarına, borsamıza oldu.
Milyoncukların milyarlık olduğu, 1 sene önce yatırım yapıp sene sonunda tabiri caizse üretmeden kazananlar oldu.
Bu ülkede üretin diyorlar ama üretmeden kazanan o kadar çok ki…
Vatandaş ya da üretici bunları görüp de niye üretsin.. Bir yanda oturduğu yerden milyonunu milyar edenler diğer yanda üretip borçlanıp, her gün bürokrasi ile ceza ile yaşamaya tutunmaya çalışan milyonlar…
Ama sanırım bu dünyanın her yerinde bu böyle. Son günlerde ülkeler artan güvenlik endişeleri, ya da totaliter rejimlerin kendilerini güvene alma endişesi ile dünyayı sürüklediği savaş korkusu ülkeleri de yeni pozisyonlar almaya strateji değiştirmeye zorluyor.
Bu yazımda sadece ülkemiz açısından değil dünyanın gelişmiş ülkesi sanayisi ile dünyaya yön veren Almanya’da okul arkadaşım ve meslektaşım Erdal ALTUNTAŞ’ın Hamburg POST gazetesinde bu hafta yayınlanan ‘KRİZ’ makalesini siz değerli okurlarımla aynen paylaşmak istiyorum. Ülkemizle kıyaslayın, dünyanın gittiği yeri beyninizde yorumlayın. Dünya insan odaklı yaklaşımlardan uzaklaşıyor, güvenlik ön plana çıkıyor. Yaptırımlar ise tüm dünya da üretmeye çalışan, kimseye yük olmadan geçinmeye çalışan, esnafa üretene oluyor. Yorumda takdir de sizin…
İşte o yazı....
" Almanya‘da işler yolunda gitmiyor. Bunu görmek için ekonomist olmaya gerek yok; çarşıya çıkmak, esnafla konuşmak yeterli. Kimi çalışma saatlerini azaltıyor, kimi personel çıkarıyor, kimi de yıllardır açık tuttuğu dükkânının kepengini indiriyor.
Haziran 2026‘da şirket iflasları bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 15,8 arttı. Bundesbank da ekonomideki toparlanmanın üçüncü çeyrekte hız kaybettiğini söylüyor.
Ama vatandaşın hissettiği tablo rakamlardan daha ağır. Bir berber anlatıyor: “Kapının önüne sandalye koydum diye defalarca ceza yedim. Hasta bir müşterim içeride bunaldı, beş dakika dışarı çıkıp sandalyede oturdu. Yine ceza yazıldı. Bugüne kadar 6-7 bin Euro ödedim.”
Bu yalnızca bir örnek. Esnafın şikâyeti aynı: Kazandın mı diye soran yok, ama öde diye kapına gelen çok. Almanya yıllarca ekonomik gücü, sanayisi ve sosyal huzuruyla örnek gösterildi. Bugün ise hayat pahalılığı, bürokrasi ve geleceğe ilişkin endişeler toplumdaki huzursuzluğu besliyor. Siyasette de bunun yansımalarını görüyoruz. AFD‘nin güç kazanmasını sadece protesto ederek anlamak mümkün değil. Asıl sorulması gereken soru şu: İnsanlar neden mevcut partilerden uzaklaşıyor? Ekonomik kriz büyüyor.
Siyasette ırkçı parti AFD her geçen gün oylarını arttırıyor. Sonra herkes sokaklara çıkıyor AFD‘yi protesto ediyor. Peki AFD oylarının artmasının arkasındaki sebep ne? Bunu sorgulamıyor. Eğer iktidar ve koalisyonda olan partiler ülkeyi iyi yönetemezse; AFD‘nin
oyları artar. Ekonomi kötüye gittikçe suç oranları artar.
Esnaf kan ağladıkça ticari kriz artar.
Öte yandan Almanya savunmaya çok daha fazla kaynak ayırıyor. 2026‘da Bundeswehr için normal bütçe ve özel fondan toplam 108 milyar Euro‘nun üzerinde kaynak öngörülüyor; 2027‘de bunun daha da yükselmesi planlanıyor. Hükümet bunuAlmanya ve Avrupa‘nın güvenliği açısından gerekli görüyor.
Ukrayna‘ya askeri destek de sürüyor.
İsrail‘e yönelik silah ihracatı izinleri de kamuoyunda tartışılıyor.
, Elbette güvenlik önemlidir. Ama vatandaşın sorusu da meşrudur: Savunmaya milyarlar bulunurken, ekonomi, küçük işletmeler, altyapı ve sosyal hayat için yeterince ne yapılıyor? Almanya‘nın yeniden eski Alman Markı dönemine dönmesi mümkün değil.
Dünya değişti. Ama Corona öncesindeki ekonomik güven ve toplumsal huzura yaklaşmak mümkün. Bunun yolu daha fazla ceza yazmaktan değil; üreteni, çalışanı ve esnafı yeniden ayağa kaldırmaktan geçiyor. Yoksa „kriz“ büyür, gider


