ÖLÜ DENİZ

Bir denizin içindeyiz. Dalga yok, hareket yok ve ses hiç yok. Ne yüzebiliyorsun ne de boğulabiliyorsun. Ne susmayı ne de konuşmayı beceremiyorsun. Sonra o deniz de mizah diye bir dil ortaya çıkıyor ve durgun dediğin o deniz birden hırçınlaşıveriyor anlamıyorsun… Düşünceler var ama söylenemiyor. Sorular var ama sorulamıyor. Kelimeler, ağızdan çıkmadan tartılıyor. İnsanlar söylediklerinden çok söylemedikleriyle yaşamayı öğreniyor. Oysa düşünce özgürlüğü, yalnızca alkışladığımız fikirler için değil; rahatsız eden, güldüren, eleştiren fikirler için de vardır. Çünkü özgürlük, herkes aynı şeyi söylediğinde değil, farklı olanın da konuşabildiği yerde anlam kazanır. Mizah toplumlarda yüzlerce yıldır olan bir şeydir. İktidarların yüzyıllardır kabusu olmuştur. Ne soytarılar krallar karşısında kimsenin söyleyemediğini bir şaka ile dile getirmiştir. Daha sonralarda yerini “hicive” bırakmışta olsa amacı değişmemiş yine hiç beklemedikleri anda ayna olmuş güldürmüş, sorgulatmış ve unutulmaz kılmıştır. Öyledir ki geçen zamanlar ismini değiştirse de sonucu değiştirmemiş. Yine bir insana atılan nutuklardan çok daha fazla etkili olmuş. Bir insana saatlerce nutuk atabilirsiniz, günlerce kelime kelime anlatabilirsiniz ama muhtemelen bir espri hepsinden çok daha farkındalık katacaktır. Çünkü insanlar o anlattıklarınızı unutur ancak yerinde yapılmış bir mizahı asla unutmaz. İktidarlar bundan korkar hatta yasaklar. “Silivri soğuktur.” esprisi buna günümüzde ki en uygun örnek olacaktır. Aslında yasakladıkları şey şaka değildir şakanın görünür kıldıklarıdır… İlginçtir ki dinine çok değer veren bunca insan bir imam 6 yaşındaki kıza nikah kıyarken susmuş, çocukların hayatını karartan suçlar işlenirken oturmuş, tecavüzcüler meşrulaştırılırken de izlemiş. Ve yine ilginçtir bir mizah cümlesiyle öfke bir anda büyümüş, dün susanlar bugün dinine sahip çıkmaya başlamış. Oysa dini aşağılayan şey, bir espri midir; yoksa dini çıkarı için kullananlar mı? İnancı yıpratan, bir sahnedeki cümle mi; yoksa adalet duygusunu zedeleyen çifte standartlar mı? İslam hoşgörü diniydi, adaletliydi… İslam öldürülen çocuklarımızın da kadınlarımızın da diniydi, kısaca sizin unuttuklarınızın. İstismar edenler, istismara göz yumanlar, istismarcıyı ve suç ortaklarını tahliye edenler, o tahliyeye coşkuyla eşlik edenler, din değerlerini bahane ederek gerçeği söyleyenleri hapse tıkanlar ve oğlu kadın katili olan Tunceli valisini karakola davet edip komedyene ters kelepçe takanlar … sayamadıklarım Bir kez daha görmüş olduk ki kendini ülkenin sahibi sanan bir avuç hayalperest istedikleri gibi at koşturacakları yanılsamasıyla hareket etmişler. Din değerleri aşağalanacak diye korkanların yanında Cübbeli Ahmet'in sapık tahliyesi kararını büyük müjde olarak duyurması da bundandır. Yandaş medyadan atılan manşetlerle, iktidar ile yapılan görüşmelerle, mizah diliyle ortaya çıkan gerçeklerden korkanlar varsın kendilerini bu ülkenin sahibi sansın. Yaslandıkları karanlık yerle bir edildiğinde ülkenin gerçek sahipleriyle tanışacaklardır. Belki de bu yüzdendir en başta bahsettiğim ölü denizde yüzüyormuş gibi hissetmem. İradenin ağırlaştığı, aklın sessizleştiği, demokrasinin nefes almakta zorlandığı bir denizde... Yine de umutsuz değilim. Çünkü o denizler hep umudumuz oldu ve unutmamak lazım ki denizler değişebilir. Durgun sular yeniden dalga üretebilir. Yeter ki insanlar konuşmaktan, düşünmekten ve sorgulamaktan vazgeçmesin. Ve korkmayın... Bu sığlıkta kimse boğulmaz.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.