YOKSULLAR ÜKESİ MİYİZ, YOLSUZLUKLAR ÜLKESİ Mi ?

Yayınlanma : 03 Kasım 2026 20:03

Güneşi bol, toprağı bereketli, insanı çalışkan bu coğrafyada ne zaman ekonomik bir sıkıntı konuşulsa, karşımıza hep aynı ikilem dikilir:       Acaba biz gerçekten yoksul bir ülke miyiz, yoksa bu yoksulluğun arkasında başka bir gerçek mi var? Sokaktakinin bütçesi, esnafın defteri, emeklinin ecza torbası hep aynı acı gerçeği haykırıyor:     Geçim derdi kapıda değil, artık mutfağın tam ortasında. Çarşıya pazar patates-soğan almaya gidenin yüzündeki hüzün, bu toprakların potansiyeliyle tezat oluşturuyor.                    

  Elbette kaynaklarımız var, insan gücümüz var, gençlerimizin dinamizmi var. O halde bu tablo neden değişmiyor? 

   Cevap, aslına bakarsanız başlığın ikinci kısmında gizli: Yolsuzluklar ülkesi miyiz?                                

 Bu başlığı daha detaylı açıklarsak şöyle sıralayabiliriz.


Kaynak Yokluğu Değil, Paylaşım Adaletsizliği

Bir ülkenin yoksulluğu sadece parasızlıkla ölçülmez. Gerçek yoksulluk; adaletin, liyakatin, şeffaflığın ve denetimin eksikliğidir. Eğer bir ülkede bütçe imkânları daralırken birileri zenginliğine zengin katabiliyorsa, orada bir kaynak kıtlığından değil, kaynakların yanlış ellere akmasından bahsedebiliriz.  

YOLSUZLUK;sadece devleti zarara uğratan milyarlık ihalelerden ibaret değildir.                             Yolsuzluk;  Hak edenin değil, dayısı olanın işe girmesidir (liyakatsizliktir).Alın teriyle çalışan milyonlarca insan vergiyi sırtında taşırken, birilerinin kayırmalarla borçlarının silinmesidir. Denetimsizliğin ve kuralsızlığın adeta bir sistem haline gelmesidir. YOKSULLUK İLE YOLSUZLUK aslında birbirini besleyen iki devasa çarktır. Yolsuzluk, toplumsal zenginliği eritir; eriyen zenginlik insanları yoksullaştırır; yoksullaşan toplum ise hak arama refleksini kaybederek bu düzenin mahkûmu haline gelir.                                                                               Ancak unutmayalım; bu topraklar kaderine razı olacak bir potansiyele sahip değil. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu bellidir:


1. Şeffaflık ve Hesap Verebilirlik: Her kuruş verginin nereye harcandığının hesabının sorulabildiği bir sistem.

2. Liyakat: İşi ehline, makamı hak edene vermek.

3. Adalet: Hukukun üstünlüğünün sadece kâğıt üzerinde kalmadığı, herkes için eşit çalıştığı bir düzen.

Sonuç olarak şu iki soruyu kendimize sorup,  öz eleştirimizi yapabilmeliyiz.

Yoksul muyuz? Evet, maalesef milyonlarca insanımız yoksulluk sınırının altında yaşam mücadelesi veriyor.

Yolsuzluklar ülkesi miyiz? Ne yazık ki bu soruya "hayır" diyebilmek için denetim mekanizmalarının ve adaletin inandırıcılığını yeniden tesis etmeye mecburuz.                                                      Unutmayalım ki, çalınan her kuruş sadece devletin kasasından değil, geleceğimizin çocuklarının ekmeğinden, gencinin umudundan çalınmıştır.

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.