Şehir Gazetesi’nin değerli okurları, ben Muzaffer Aybar. Her hafta bu köşede teknolojinin gündelik hayatımıza dokunan yönlerini konuşuyoruz. Ancak bu hafta, gün içinde elimizden düşürmediğimiz o devasa dünyanın, yani internetin perde arkasındaki bilinmeyen ve bir o kadar da ilginç doğuş hikayesine odaklanıyoruz. Bugün tek bir dokunuşla dünyayı ayağımıza getiren, alışverişten iletişime hayatımızın her anını kuşatan internet, aslında insanlığın hayatı kolaylaşsın diye değil; küresel bir felaket anında iletişim kopmasın diye icat edildi. 1960’ların Soğuk Savaş atmosferinde ABD Savunma Bakanlığı, tek bir merkeze bağlı olan klasik iletişim sistemlerinin olası bir nükleer saldırıda tamamen yok olacağından ciddi şekilde endişeleniyordu. Bütün iletişim ağını tek bir merkeze bağlamak yerine, bir hat kopsa bile verinin alternatif yollardan hedefe ulaşabileceği bağımsız bir ağ tasarlandı ve bu projeye ARPANET adı verildi. Tarihler 1969 yılını gösterdiğinde California Üniversitesi ile Stanford Araştırma Enstitüsü arasındaki ilk veri transferi denemesi gerçekleştirildi. Sistem üzerinden gönderilmek istenen ilk kelime "LOGIN" yani sisteme giriş komutuydu. Ancak iletişim altyapısı o kadar ilkeldi ki sistem daha "L" ve "O" harflerini karşı tarafa aktardıktan hemen sonra çöktü. İnsanlığın bugün trilyonlarca gigabayt veri aktardığı dijital çağın ilk resmi mesajı, tarihe trajikomik bir şekilde "LO" olarak kazındı. O yıllarda internet, günümüzdeki gibi renkli sitelerden ya da videolardan oluşmuyordu. Yalnızca askerlerin ve akademisyenlerin siyah ekranlar üzerinde yeşil komut satırlarıyla iletişim kurduğu oldukça kısıtlı bir dünyaydı. Bu durum, 1991 yılında CERN’de çalışan İngiliz bilim insanı Tim Berners-Lee’nin "World Wide Web" yani bugün bildiğimiz "www" altyapısını geliştirmesine kadar devam etti. Berners-Lee, bu devrimsel buluşun patentini alıp astronomik bir servet kazanmak yerine sistemi tüm insanlığa ücretsiz olarak sundu ve bugün kullandığımız görsel web sitelerinin temelini attı. 90'lı yılların sonuna geldiğimizde ise o meşhur cızırtılı çevirmeli ağ sesleriyle evlerimize giren internet, bugün okyanus tabanından geçen devasa fiber optik kablo hatlarıyla ışık hızında veri taşıyan dev bir sisteme dönüştü. Saha çalışmalarımızda ve siber güvenlik alanında yürüttüğümüz projelerde karşılaştığımız temel zafiyetler, aslında internetin bu ilk doğuş felsefesinden kaynaklanıyor. İnternet ilk tasarlandığında tek odak noktası, bilginin ne olursa olsun karşı tarafa ulaşmasıydı. O dönem ağı sadece belirli akademisyenler kullandığı için verinin yolda dinlenebileceği ya da çalınabileceği kimsenin aklına gelmemişti. Sistem en başından güvenlik odaklı kurgulanmadığı için bugün bizler her bir veri paketini korumak, şifrelemek ve siber saldırılara karşı dijital kaleler inşa etmek için yoğun bir mesai harcıyoruz. Bir nükleer savaş korkusuyla temelleri atılan bu askeri proje, bugün insanlığın en büyük ortak kütüphanesi ve yaşam alanı haline gelmiş durumda. Gelecek sayımızda görüşmek üzere. Teknoloji ile kalın…
İNTERNETİN DOĞUŞ HİKAYESİ
Yayınlanma : 19 Ağustos 2026 10:24
- İNTERNETİN DOĞUŞ HİKAYESİ 19 Ağustos 2026 10:24
- TIKLA, HAKKINI AL 12 Ağustos 2026 09:13
- EKRAN BAĞIMLILIĞI 08 Ağustos 2026 13:16
- LINUX 01 Ağustos 2026 16:23
- HIZ ÇAĞI 29 Temmuz 2026 09:15
- YALAN ZEKA 22 Temmuz 2026 10:52
- DOOM 20 Temmuz 2026 11:00
- QWERTY'NİN HİKAYESİ 15 Temmuz 2026 13:46
- SAHTE ÖDEME SAYFALARI 08 Temmuz 2026 11:03
- YAPAY ZEKA HUKUKU 06 Temmuz 2026 10:58


