HIZ ÇAĞI

Merhaba değerli Şehir Gazetesi okurları, Teknoloji denildiğinde aklımıza çoğu zaman hız gelir. Daha hızlı internet, daha hızlı bilgisayarlar, saniyeler içinde gerçekleşen para transferleri, tek dokunuşla yapılan alışverişler… Hayatımızı kolaylaştıran bu gelişmeler sayesinde artık saatler sürecek işleri birkaç dakikada tamamlayabiliyoruz. Peki hiç düşündünüz mü? Bunca kolaylığa rağmen neden hepimizin dilinde aynı cümle var: “Hiç vaktim yok.” Bundan yıllar önce bir fatura ödemek için sıraya girilir, bir akrabaya haber vermek için telefon başında beklenirdi. Bankacılık işlemleri yalnızca mesai saatlerinde yapılabilir, alışveriş için mutlaka çarşıya çıkmak gerekirdi. Bugün ise cebimizde taşıdığımız küçük bir telefon sayesinde bunların tamamını bulunduğumuz yerden yapabiliyoruz. Kâğıt üzerinde baktığımızda teknoloji bize gerçekten de büyük bir zaman kazandırmış gibi görünüyor. Ancak madalyonun bir de diğer yüzü var. Eskiden yalnızca mesai saatlerinde ulaşılabilen insanlar, artık günün her saati telefonlarının ucunda. İş çıkışında bile gelen e-postalar, gece yarısı düşen mesaj bildirimleri, sürekli güncellenen sosyal medya akışları ve hiç bitmeyen haberler… Gün içerisinde kazandığımız zamanı, farkında olmadan yine ekranların karşısında harcıyoruz. Aslında teknoloji bize sadece yeni imkânlar sunmadı; aynı zamanda yeni beklentiler de getirdi. Bir mesaja birkaç dakika geç cevap verdiğimizde “Acaba neden dönmedi?” diye düşünülüyor. E-postalara anında cevap vermek normal kabul ediliyor. Tatilde bile işlerimizi kontrol etmek sıradan bir davranış hâline geldi. Yani teknoloji hızlandıkça hayatın temposu da aynı ölçüde arttı. Bir başka dikkat çekici konu ise bildirimler. Telefonumuz sessizce masanın üzerinde dursa bile zihnimizin bir köşesi sürekli onu düşünüyor. Küçük bir titreşim, kısa bir ses ya da ekranda beliren bir bildirim… Bunların her biri dikkatimizi bulunduğumuz andan koparıyor. Belki sadece birkaç saniye sürüyor ama gün sonunda onlarca kez bölünen dikkatimizi toplamak sandığımız kadar kolay olmuyor. Elbette burada suçlu teknoloji değil. Sonuçta akıllı telefonlar, bilgisayarlar ve internet; doğru kullanıldığında hayatımızı gerçekten kolaylaştıran araçlar. Sorun, bu araçların ne kadarını bizim yönettiğimiz,ne kadarının ise bizi yönlendirdiğinde başlıyor. Çünkü teknoloji, insanın emrine verildiğinde büyük bir kolaylık; insan teknolojinin peşinden sürüklendiğinde ise görünmez bir yük hâline gelebiliyor. Belki de kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Gün içinde telefonumu gerçekten ihtiyaç duyduğum için mi elime alıyorum, yoksa alışkanlıktan mı? Kazandığım zamanı aileme, sevdiklerime, dinlenmeye ve kendime ayırabiliyor muyum; yoksa o zamanı yine ekranlara mı bırakıyorum? Teknolojiyi hayatımızdan çıkarmamız elbette mümkün değil, zaten gerekli de değil. Önemli olan, onun sunduğu kolaylıklardan yararlanırken kendi zamanımızın kontrolünü kaybetmemek. Çünkü zaman, satın alınamayan tek şeydir. Teknoloji bize onu daha verimli kullanma fırsatı sunabilir; fakat onu nasıl değerlendireceğimize karar verecek olan yine biziz. Belki de asıl mesele, teknolojinin bize zaman kazandırıp kazandırmaması değildir. Asıl mesele, kazandığımız zamanı gerçekten yaşamaya ayırıp ayıramadığımızdır

Yorum Yaz
  • UYARI: Konuyla ilgisi bulunmayan, hakaret içeren cümleler veya imalar, inançlara saldırı, şiddete teşvik yorumları onaylanmamaktadır.