Sinema salonlarında izlediğimiz Hollywood filmlerinden kalma klasik bir imge vardır zihnimizde: Yarısı insan, yarısı makine, gözünden kırmızı ışıklar saçan Terminatör benzeri varlıklar... Yıllarca cyborg denilince aklımıza sadece bilim kurgu senaryoları ve fantastik hikâyeler geldi. Peki, teknolojinin baş döndürücü bir hızla ilerlediği günümüz dünyasında cyborg kavramı gerçekten ne anlama geliyor? Sanılanın aksine cyborg’lar sadece gelecekte veya sinema perdesinde değil, çoktan aramızda yürümeye ve aramızda yaşamaya başladılar.
Cyborg kelimesi, İngilizce CyberneticOrganism (Sibernetik Organizma) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. İlk kez 1960 yılında, insanoğlunun uzay yolculuklarında zorlu çevre koşullarına uyum sağlayabilmesi için bedenini teknolojiyle nasıl güçlendirebileceğini araştıran bilim insanları Manfred Clynes ve Nathan Kline tarafından ortaya atılmıştır. En basit tanımıyla cyborg; biyolojik bir bedenin, yapay ve mekanik cihazlarla entegre edilerek yeteneklerinin korunması, iyileştirilmesi ya da artırılması durumudur. Yani insan biyolojisi ile teknolojinin tek bir bünyede birleşmesidir.
Peki, bugün sokakta yürürken yanımızdan geçen biri cyborg olabilir mi? Cevap kesinlikle evettir. Bugün tıp teknolojisinin geldiği noktada; kalp pili sayesinde ritmik yaşamını sürdüren, yapay kulak yardımıyla duyan, biyonik protez kollar veya bacaklar sayesinde kas ve sinir sinyalleriyle hareket edebilen, hatta biyonik göz teknolojisiyle görme yetisini kısmen de olsa geri kazanan milyonlarca insan var. Tıbbi açıdan baktığımızda, bu teknolojileri bedeninde taşıyan her birey aslında birer modern dönem cyborg’udur. Son yıllarda Elon Musk’ın Neuralink projesi gibi beyin-bilgisayar arayüzü çalışmalarıyla birlikte, sadece düşünce gücüyle bilgisayar ekranındaki bir imleci hareket ettirebilen veya protezlerini yönetebilen insanları izlemeye başladık. Dün hayal olan şey, bugün tıbbın insan hayatına kattığı büyük bir konfor haline geldi.
Gelişen yazılım ve donanım imkânlarıyla birlikte cyborg kavramı sadece bir protez meselesi olmaktan çıkıp dijital dünyanın da bir parçası haline geliyor. Vücuda entegre edilen akıllı çipleri ve sağlık verilerini anlık takip eden sensörleri düşündüğümüzde, insan bedeni adeta nesnelerin interneti ağının bir parçasına dönüşüyor. Tam da bu noktada karşımıza hayati bir başlık olarak siber güvenlik çıkıyor. Eğer bir cihaz bedeninize entegre edildiyse ve dış dünyayla veri alışverişi yapıyorsa, o cihazın yazılım güvenliği artık doğrudan sizin sağlığınız ve hayatınız demektir. Geleceğin dünyasında siber güvenlik uzmanlığı, sadece şirket verilerini korumakla kalmayacak, insan biyolojisine bağlı çalışan bu akıllı sistemlerin de emniyetini sağlamak zorunda kalacak.
Teknoloji, Yaratıcı'nın insanoğluna bahşettiği akılla geliştirdiği en büyük araçtır. Cyborg kavramı, insanı robotlaştıran veya mekanikleştiren korkutucu bir senaryo değil; aksine engellerin aşıldığı, hastalıkların tedavi edildiği ve insan yaşam kalitesinin zirveye taşındığı bir geleceğin kapısıdır. Milli teknoloji hamlelerimizle, yerli yazılım ve biyomedikal mühendisliği alanındaki adımlarımızla bu yeni çağı yakalamak, geleceğin dünyasında sadece teknoloji tüketen değil, yön veren bir toplum olmamızın en büyük güvencesidir. Gelecek sayımızda görüşmek üzere.



